Hikayeler

SOYGUNA DUR DEMİŞTİ

Gel zaman git zaman, şirket menfaatine aykırı her türlü harekete asice baş kaldıran Selim, hem istenmeyen adam, hem de o “şirkette olması gereken” ADAM konumuna gelmişti.

Şirketin menfaatlerini sadece rakiplere ve 3.şahıslara karşı korumuyor, birbirlerinden habersiz kendilerine maddi kaynak sağlamaya çalışan patronlarını da usulünce birbirlerine ifşa ediyordu. Aslında Selim, bu tür durumlara hiç karışmasa ve sadece aldığı maaşa bakıp işine devam etse, herkes mesut herkes mutlu olacaktı.

Ama unutulan şuydu. Ata beyin personeline karşı takındığı küstahça hareketler, Selim’in hiç hoşuna gitmiyordu. Bir kaç kez Selim’e karşı da bu tutumu sergilemeye çalışmış ama duvara çarpmıştı. Daha sonra da Selim’e “Doğrucu Davut” mantığı ile yaklaşmaya başlamıştı. Selim bir çok kez, Ata beyin özel harcamalarını kendisine getirip, şirket gideriymiş gibi göstermesine ve bu giderlerin parasını şirket kasasından istemesine karşı. manidar sözler sarf etmişti. Ata bey de kimi giderlerini “haa… onu atlamışım pardon, onu benim borcuma yaz” diyerek durumu kurtarmaya çalışmıştı. Halbuki patron Ata idi ve ne derse o olmalıydı. Ancak kazın ayağı öyle değildi bu şirkette. Bu şirket, sözde kurumsal (!) bir aile şirketiydi ve ciddi bir iç çekişme yaşanmaktaydı aile bireyleri arasında. Ata’nın adamları, Yasin’in adamları ve Ziya’nın adamları olarak bir çok çalışan, bu isimlerin kıçlarını yalayarak, şakşakçılığını yaparak maaş alıyorlardı. Hatta Taha’nın adamı olursan, daha da sırtın yere gelmezdi bu şirkette. Evet evet, Taha bey bu şirkette genel koordinatör olmasına karşın her şeyin başıydı. Ne de olsa tüm patronları elinde tutan tek adamdı. Taha beyin, aynı sektörde faaliyet gösteren abisinin bir şirketi vardı. Abisinin şirketinden, bu şirkete fason işler yapan bir başka şirkete hammadde sağlanıyor ve fason iş yapan şirket hiç bir inceleme altına girmeden ödeme alıyor, işleri ağır aksak yapıyor ya da mükerrer bir çok fatura kesiyordu. Tüm bunlar Selim’in dönem içerisinde tanık olduğu ve ifşa ettiği konulardı. Bu durum diğer patronlar tarafından da biliniyor ancak ses çıkarılmıyordu. Ne de olsa illegal yollardan herkesin cebi doluyor ve alan memnun satan memnundu. Sadece Selim bu duruma üzülüyor ve stresli yaşantısında, bunlara göz yumduğunu düşünerek kendini yiyip bitiriyordu. Halbuki her şey bir yap-bozun parçasıydı. Selim bunları birleştirmekle kendi sonunu hazırladığının farkına varamamıştı.

Eylül 2010 tarihine gelindiğinde, Beyoğlu’ndaki mağazanın depocusunun sözde hırsızlık yaptığı ortaya çıkartılmıştı. Ortaya çıkararak kendisine sorumluluk anlamında yandaş arayan kişi ise, Beyoğlu mağazanın müdürü Anıl’dı. Anıl aynı zamanda Selim’in eski kapatılan şirketten de 10 yıllık kadim dostuydu. Olayın yaşandığı 23 Eylül 2010 günü, Selim tarafından Ata bey konudan haberdar edilmek için arandı ancak Ata bey “Taha beye haber verin” dedi. Bu sefer de Selim, Taha beyi arayarak konuyu aktardı ve depocu iş çıkışı evine gönderilmeyerek polise teslim edilmek üzere karakola gidilecek diye görüşüldü. Bu konunun ortaya çıkması ile Selim’in yaptığı raporlama sonucunda depocunun yaklaşık 70 bin Avro gibi bir soygun yaptığı anlaşılmıştı.

Artık Selim bir kahraman mıydı? Belki de öyleydi ama kime göre?

Peki Selim şirket içi bir vurgunu mu önledi? Evet ama geçmişten o zamana kadar yaptıkları soygunlar yanlarına kar kaldı.

Kimin mi kar kaldı?

Tabi ki “Günah Keçisi” depocunun değil !

Evet bildiniz… ATA BEY’İN…!