Hikayeler

“HAYSİYET, ŞEREF, ONUR” NE KADAR?

16 Mayıs 2011 Pazartesi günü Selim’in telefonu çalar. Arayan kişi yarın fabrikaya gelmesini ister. Selim o günün geçmesini sabırsızlıkla beklemeye başlar. Sabah onun için çok zor olur. Nitekim aynı gün Anıl kendisini arar ve “beni de çağırdılar, sabah beraber gidelim fabrikaya” diyerek anlaşırlar.
17 Mayıs 2011 sabahı, Anıl Selim’i almaya gelir ve fabrikaya doğru yola çıkarlar.
Fabrikaya gelindiğinde bakılır ki Selçuk da gelmiştir. Bir tek Ekrem ve Vahit yoktur. Koordinatörlük odasında toplantı yapılmak üzere, Selim ve arkadaşları içeriye alınırlar.
Oooo o da ne?!… Tezgah çoktan kurulmuş ve ekip toplanmıştır. Tek yapmaları gereken kılıfına uygun hareketlerle bu çalışanları korkutmaktır.
O sırada odada; Genel Koordinatör Taha bey, Finansman Koordinatörü Kamil bey, İnsan Kaynakları Müdürü Hayrettin Bey, Genel Müdür Mehmet bey, İç Denetim Müdürü Tijen hanım ve Ata bey bulunmaktadır. Karşılarında da Selim, Anıl ve Selçuk vardır.
Yaklaşık 09:45 te başlayıp 11:15 e kadar süren bir görüşme yapılır. Asılsız iddialarla Selim ve diğer arkadaşlarının (onlara göre yandaşlarının) gözleri korkutulmak istenir. Hele konunun bir yerinde, Taha bey Selçuk’a dönerek der ki;
– “Selçuk bey siz Anıl beye küfürlü bir mail göndermişsiniz. Biz bunun, kaçırdığınız organize bir işten kaynaklandığını düşünüyoruz. Neden küfür ettiniz?”
Selçuk tam cevap verecekken, Selim gayet sakin ortaya laf atar:
– “O küfürlü maili ben gönderttim. Ancak sizler sürekli böyle aslını anlamadan ve kendiniz çalıp oynayarak mı sorgu yapacaksınız. Bir çok ithamınız hukuksal boyuttadır. En iyisi siz bize yazılı bir tutanak verin, bizler de savunma ifademizi yazalım.” der ve devam eder… “Ayrıca, Beyoğlu mağazanın sorumluluğunu vermiş olduğunuz ve yönetim kurulu üyesi sıfatındaki Ata bey’in tüm personeline karşı, ana avrat küfür hiç bir zaman ağzından eksik olmuyor. Patron çalışanına yapınca oluyor da, birbirleriyle sıkı arkadaş ve dost olan kişiler hem de apaçık ve sebebi belli olmasına rağmen küfürlü yazışınca, bu durum bu koca şirketin gündemi mi oluyor” diye sorar?
Her kes sus pus…!
Sadece Taha bey Ata beye bakarak;
– “Tabi o da etmemeli” diyebilir.
Komiktir hem de çok komiktir yapılan ithamlar.
Bu sefer Taha bey Anıl’a dönerek konuşmasına devam eder;
– “Anıl bey, Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Ziya beye daktilo ile yazılmış ve imzasız bir yazı gelmiştir. Bu yazıda, şirketimizin açık yapmış olduğu satışlardan dolayı sizin, Selim beyin ve depocu Serhat beyin menfaat sağladığı yazmaktadır. Bu konu hakkında ne diyorsunuz.”
Anıl;
– “Böyle bir şey yoktur. Ayrıca bu söylediğiniz şey, o mektubu yazanla aramızda hukuki süreç doğmasına sebeptir.” der.
Selim söze girer;
– “Açık satışlarla ilgili, size 21 Nisan 2011 tarihinde bir rapor sunmuştum. Kamil beyin odasında bunlara bakarken, ödeme, stok takibi ve Ata beyin şahsı ile ilgili yapmış olduğu açık satışların tamamının raporunu vermiştim. O zaman söyledikleriniz, -Selim bey çok anlaşılır bir rapor olmuş, ellerinize sağlık… Ben bizzat Ata beyle konuşup bu açık satış tahsilatının akıbetini de öğrenirim- ken, şimdi diyorsunuz ki şahsi menfaat elde etmişsiniz. Anlaşılmayan yerleri siz sorun ben cevaplayayım. O yazıyı gönderen ahlaksızların isimleri de sizde varsa onu alalım, ben şahsi olarak dava açmak isterim. Benim emeklerime kimse gölge düşüremez ” der.
Taha bey;
– “Tabi o isimler bende var. Gerek duyulursa veririm” der.
Selim o an anlar ki; böyle bir yazı aslında yoktur ya da varsa bile bu oda içindekilerden birisi yazarak gerçekten de Ziya beye göndermiştir.
Taha bey sonra Selim’e dönerek;
– “Selim bey, 27 Mart 2011 tarihinde ofise geldiğiniz doğru mu?”
Selim;
– “Taha bey geldiğimi zaten size 11 Nisan günü söylediğimi hatırlıyorum, ayrıca Kerim bey ve Nazlı hanımın da ofise geldiğini söylemiştim. Bunu iki ay geçtikten sonra mı soruyosunuz bana?” der.
Taha bey stres altında biraz da gergindir. Çünkü o ana kadar halen daha ne yapmak istediklerini ya da nereye varmak istediklerini kendileri de anlamamışlardır. Toplantı boyunca tek konuşan Taha beydir ve diğer üst düzey kişiler de her konuşulana sadece kafa sallıyarak ya da garip gözlerle bakarak eşlik etmektedirler. Aslında o şirketin avukatlarının da bu görüşmede bulunmaları gereklidir ancak her ne hikmetse çağırılmamışlardır.
Taha bey devam eder;
– “İşte Selim bey, o geldiğiniz 27 Mart 2011 günü Kerim beyden para almışsınız. Biz bunu tespit ettik.” der.
Selim gayet sakin;
– “Tespit edildiyse sorun yok ama ben o gün para alışverişi olduğunu hatırlamıyorum. Odama kamera konulmasını sırf böyle “dedikodu ya da ithamsal” olayları engellemek için ben istemiştim. İyi ki de istemişim. Görebilir miyim ben de?” der.
– “Tabi izleyelim beraber” derler.
Görüntüler izlenir ve o gün Kerim beyin ofis içerisinde para sayma hareketi yapmasının dışında bir izlenim yoktur. Selim sorar;
– “Para alma görüntüsü?!”
Taha bey;
– “Evet”
Selim tekrar;
– “Para aldığım görüntüyü görmek istiyorum!”
Taha bey “evet” der ve tam devam edecekken Kamil bey söze girer;
– “Bizim kanaatimiz o yönde Selim bey” der.
Selim hafif ve alaycı bir tebessümle;
– “Haaa… yani bu görüntüden sizin çıkardığınız anlam, Selim Kerim beyden para almıştır. Öyle mi?”
Taha bey;
-” Evet Selimcim. Öyle” der.
Kamil bey;
– “Senin para almadığına dair bizi ikna etmen lazım” der.
Selim;
– “Tamam. Almadım” der sadece. “Bu ikna edici olur mu?” der.
Taha beylerin hazırladıkları kılıf biraz dar gelmiştir ve yırtılmaya başlamıştır. Koca şirketin, buradaki 3 kişiyle bu şekilde uğraşmalarının altında başka bit yenikleri muhakkak vardır. Eğer çalışmak istemiyorsan, verirsin haklarını, ellerini sıkar ve verdikleri emeklerden dolayı teşekkür ederek yollarını ayırırsın. Böyle komik ve ucuz yolların sebebi muhakkak vardır diye düşünür Selim. Sonra Ekrem ile ilgili konuşur Taha bey.
– “Ekrem bey, kamera kayıtlarını neden silmiştir” diyerek Selim, Selçuk ve Anıl’a teker teker sorar.
Selim ithamlardan dolayı biraz da sinirli bir şekilde;
– “Tespit eden sizsiniz. Kayıtları geri getirebilirsiniz. Her şeyi silmiş bir bu görüntüyü mü bırakmış Ekrem. Komik olmayalım lütfen, siz bize yazılı tutanağı verin biz de cevaplayalım ve sonucuna bakalım lütfen” der.
Bu sırada Ekrem’de gelmiştir fabrikaya ve görüşme bitirilir. Tutanaklara yazılı savunma vermek için bir ofis alanı verilir kendilerine ve yazmaya başlarlar. Tutanak 4 sayfa ve 9 maddeden oluşmaktadır. Asılsız, ispatsız iddialar içermektedir. Selim çok ciddi bir şekilde yazmaya başlar, yaklaşık 1 saat içinde bitirir. Bu arada Ata bey, bulundukları ofis katına gelir ve Selim’e derki;
– “Kaç sayfa yazdın abi!” (Abi mi… patron Selim’e abi çekiyor… çok acı ve aciz bir durum)
Selim;
– “Yedi sayfa” der.
Ata bey biraz korkak ve gülerek;
– “Ben onlara dedim zaten, Selim’den 1 sayfa savunma beklemeyin. O içini döker şimdi dedim” der.
Selim düşünür ki;
Biraz önce Taha beyin yanındaydın ve bize o kadar suçlama yapıldı. Ağzını açmadın ki koltuğun sarsılmasın. Şimdi gelmiş bize mi yandaş oluyosun ey Ata efendi.
“SENİN HAYSİYETİN, ONURUN, ŞEREFİN NEREYE KADAR?” bilmiyorum ama, bizim ki,
“SONUNA KADAR…!”