Hikayeler

İYİ NİYET DE BİR YERE KADAR

Selim, 12 senelik emeğinin sonucunun bu şekilde sonlanmamasını diliyor ve verdikleri yazılı savunmanın neticesinde tekrar işinin başına döneceğini düşünüyordu.

20 Mayıs 2011 Cuma sabahı telefonu çaldı. Arayan kişi İnsan Kaynakları Koordinatör yardımcısı ve aynı zamanda arkadaşı olan Mersu’ydu.

– “Selimcim bugün saat 14:00 gibi fabrikaya gelebilir misiniz? Ekrem, Selçuk ve seni bekliyoruz” der.

Selim “tamam” diyerek hazırlanmaya başladı. Diğer arkadaşlarına da haber verdi. Ancak enteresan bir durum vardı.

Anıl çağırılmamış mıydı? acaba diye düşündü Selim. Kendisi de Anıl’ı aramadı.

Saat 14:00’de Selim, Selçuk ve Ekrem fabrikaya varmışlardı. Mersu ile görüşmek üzere İnsan Kaynakları Departmanına doğru yürümeye başladılar. Fabrikada bir tane üst düzey yetkilinin arabası yoktu. Sanki hayalet fabrika olmuştu bir anda. Özellikle bu günü seçmişlerdi herhalde diye düşündü Selim. 19 Mayıs’tan bir sonraki gün, fabrikada kimse yokken tebliğde bulunacaklardı ki hiç bir yetkiliyle görüşülmesin. Ve özellikle Mersu’ya bu tebliğin yapılması için görev vermişlerdi ki Mersu Selim’in arkadaşıydı ve ona karşı öfkeli bir harekette bulunamazdı. Netice itibari ile Mersu biraz sıkıntılıydı ve nasıl söze başlayacağını bilemiyordu. Selim ona yardımcı olmak adına;

– “Evet Mersu, işten attılar mı? Kısaca onu söyle sen.” diyerek gülümsedi.

Mersu;

– “Eee.. evet Selimcim, iş akitleriniz fesih edildi ama bir de şöyle bir durum var.” dedi ve Taha beyi kastederek devam etti.

– “Sizin istifa dilekçelerinizi hazırladık biz. Sizi savcılığa şikayet edeceklermiş ama kendi isteğinizle istifa ederseniz, bu konuyu kapatalım diyorlar.”

Selim; Ekrem ve Selçuğa dönerek bakar ve sonrasında Mersu’ya dönerek;

– “Savcılığa vermezlerse adam değiller Mersu. Ulan bunlar ne kadar ahlaksız, haysiyetsiz insanlarmış be kardeşim. Ben 12 sene böyle adamlara emek verdiğim için utanıyorum. Yazıklar olsun.! Nasıl bir kumpastır ki bu, istifa ederseniz konuyu kapatalım diyebiliyorlar. Varsa bir suçumuz tabi ki verecekler savcılığa ama kendileri de bizlerin ne kadar dürüst ve düzgün olduğumuzu biliyorlar ki geri adım atmaya korkuyorlar. Hep yaptıkları gibi; çıkartmaya çalıştıkları insanı korkutmayla, sindirmeyle sonuca ulaşacaklarını sanıyorlar. Ama bu sefer yanlış insanları hedef aldılar. Ben onların bu senaryolarını bir taraflarına sokup, onları rezil etmezsem adam değilim. İyi niyet de bir yere kadar Mersu, bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim o halde.” diyerek kalkmaya çalışır.

Mersu;

– “Dur arkadaşım, sinirlenme. Biz arkadaşız. Otur bir çayımızı, kahvemizi iç.” der.

Selim;

– “Sadece bir şey sormak istiyorum Mersu. Anıl neden yok bugün? Halbuki dördümüz için de aynı sonuç olmalıydı.” diye sorar.

-“Anıl bey hakkında bir bilgim inan ki yok” der Mersu.

Selim de hafif bir tebessümle;

– “Anlaşıldı Mersu. Biz gidelim kardeşim. Şimdi sana düşeni sen yaptın. Yapacak bir şeyin yok başka, çünkü emir kulusun. Şimdi de bize düşeni artık biz yapalım.” diyerek fabrikadan Selçuk ve Ekrem’le beraber ayrılırlar.

Selim aynı günün akşamında, şirketin Yönetim Kurulu, İnsan Kaynakları, Genel Koordinatörlüğü ve İç Denetim Müdürlüklerine; Anıl, Selçuk ve Ekrem adına da olmak üzere bir mail gönderir.

Burada kısaca şunu belirtmiştir.

“Bizler hakkında bir an önce resmi yollardan karar ve sonucunuzu bildiriniz, çünkü bizler de konu ile ilgili yasal haklarımızı sonuna kadar kullanmak istiyoruz”

Selim 24 Mayıs 2011 Salı gününe kadar bir yanıt gelmeyince, Yönetim Kurulu Başkanlarından Yasin beyi telefon ile arayarak durumu anlatır. Yasin bey de maili gördüğünü ve göndermiş olduğu departmanlardan hangisinin cevap vereceğini kendisinin de merak ettiğini ve ayrıca konu ile ilgili kendisiyle konuşmayı istediğini de belirtir. Yasin bey o anda Bodrum’dan henüz döndüğünü ve kendisini yarın tekrar aramasını ister.

Selim bu görüşmeden sonra oldukça rahatlamıştır.

Yasin beyin söylediği gibi Selim ertesi gün arar ancak ulaşamaz. Asistanını ve şoförünü arayarak görüşme talebi ile ilgili bilgileri iletir. Ancak oradan da hafta sonuna kadar hiç ses çıkmaz.

Ne olmuştur acaba diye düşünür Selim. Yasin beyi de mi sindirerek Selim ile görüşmesine engel olunmuştur acaba?

Selim, 28 Mayıs 2011 tarihinde de bir nevi Yasin beyden icazet almak adına son bir mail gönderir. Çünkü artık yasal yollardan hakkını aramakta kararlıdır. Mailinde şunlar yazmaktadır;

– “Yasin bey, sizinle görüşme talebim olmuştu ancak yoğun iş programınız sebebi ile sanırım müsait olamadınız. 22 Nisan 2011 tarihinden bu yana tarafıma yapılan suçlamalara istinaden yazılı savunma vermeme, şahsıma ait telefonlarımdan tutun da şahsi özel bilgilerimin olduğu bilgisayar disklerimi dahi incelensin diye denetim müdürünüze teslim etmiş olmama rağmen, hiç bir yazılı sonuç şahsıma bildirilmediği gibi, bir de utanmadan koordinatörleriniz çok rahat bir şekilde; “siz istifa edin biz de bu konuyu kapatalım” diyebiliyorlar. Bu zamana kadar tarafıma hiç bir resmi bildirim yapılmadığı için sizi halen patronum olarak görmekteyim ve yasal hakkımı ararken 12 yıl emek verdiğim şirketinize her hangi bir gölge düşmesini istemiyorum”

Selim hala iyi niyet gösterirken, kendisine 01 Haziran 2011 tarihinde ve öğlen saatlerinde yazılı bir fesih ihbarı gelir. Ne savcılığa vermişlerdir, ne de haklarında bir mahkeme kararı yazısıdır bu. Basitçe, “iş aktiniz, patronunuz size işe gelmeyin dediği halde 27 Mart 2011 tarihinde işe geldiğiniz için fesh edilmiştir” yazmaktadır.

“DAĞ FARE DOĞURDU, BU KADAR TANTANA BUNUN İÇİN MİYDİ?” be kardeşim diye düşünür Selim.

Bilediği savaş baltalarını çıkartır ve bundan sonra yapacağı HAKLI MÜCADELESİ için START verir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir