İç Dökmeler

T.C. Vatandaşından Başbakanı’na

Ben 1974 doğumlu bir Türk vatandaşıyım.

Aynı zamanda bir babayım.

1995 ve 1999 genel seçimlerinde, seçme hakkım olmasına rağmen hiç bir siyasi görüş benimsemediğim ve “hepsi aynı bunların nasıl olsa” diye düşündüğüm için oy kullanmadım.

Özellikle sizin, belediye başkanlığı döneminizde İstanbul’a yapmış olduğunuz ve sadece bana göre değil, çoğunluğa göre inkâr edilemez olumlu hizmetlerinizden dolayı, “hele bu ADAM bir aday olsun Ülkenin başına, ben Onu seçerim” diye de kendimce bir yolum vardı. Çünkü ilerde doğacak çocuklarımızın geleceğini, genç, dinamik, ileri görüş sahibi, aklı başında bir lidere emanet etmek gibi bir de hayalim vardı.

Hatta sloganım bile vardı “Adam gibi ADAM Recep Tayyip ERDOĞAN”.

2002 seçimlerinde hayatımdaki ilk oyu kullandım ve çok uzun zamandır tek başına iktidar göremeyen memleketim, hem de benim oy verdiğim partinin tek başına yönetimine sunulmuştu.

Evet Başbakanım, oyumu size vermiştim.

Kazanmıştınız.

Mutluydum.

Bulunduğunuz İstanbul İl Başkanlık binası tam da evimin karşısındaydı ve evimin penceresinden sizin kutlamalarınıza çok geç saatlere kadar eşlik etmiştim.

Duruşunuz, hissiyatınız, kelimelere verdiğiniz ruh o kadar etkileyiciydi ki, hep şunu düşündüm… “Artık yabancı devlet başkanlarıyla boy ölçüşecek, boylu poslu, aklıselim ve aslan gibi bir liderimiz var.”

Biz vatandaş olarak ne düşünürüz bilir misin Başbakanım;

“bunların hepsi başa gelince değişiyor, bir haller oluyor” deriz.

Ve kafamda sadece tek soru işareti vardı.

“Düzenin mi adamı olacak, adam gibi düzen mi kuracak?”

Zaman ilerledikçe, tarafsız birçok insandan duyduklarım amiyane tabirle şu şekilde idi;

“ulan adama helal olsun, zamanında bir kitap fırlatıldı diye döviz aldı başını gitti bu memlekette… bir gecede zengin fakir olurken, fakir zengin oldu. Ama bak kaç senedir döviz aynı kaldı. Demek ki isteyince oluyormuş. Bravo Erdoğan’a”

Hakkınızdaki fikirler tam aleyhinize dönmeye başladığı günlerde de, öyle bir tablo çizdiniz ki; “pereze tüm Dünya’nın gözü önünde haddini bildiren, diz çöktüren, eyvallah etmeyen bir Başbakan” oldunuz.

Sizi takdir ettim… Sadece ben değil, tüm Ülke, tüm Dünya.

Başbakanım, siz güçlerin sizi idare etmesiyle değil, halktan aldığı güç ile hareket etmenizle nam salmıştınız gözümüzde ve Dünya’da.

Ama maalesef zaman ilerledikçe;

“ne yıllar içinde söyledikleriniz, ne yaptıklarınız, ne yapmaya çalıştıklarınız birbiriyle hiç bağdaşmadı”

Ya davanızdaki silah arkadaşlarınızı yanlış seçtiniz, ya da egolarınızın kurbanı oldunuz.

İktidar döneminiz içinde sergilediğiniz tutarsızlıklar, sizin döneminizdeki iki seçim zamanında (2007 – 2011) benden oy alamamanızı sağladı.

Daha önceki söylevlerinizde;

Önce “benim milletimin DİL’i tektir” dediniz

Sonra “ben ne tek DİL dedim, ne tek DİN dedim… hiçbir yerde benim böyle bir ifadem yok” dediniz.

Önce “biz şehit analarının tek damla gözyaşını hiçbir şeye değişmez ve teröristlerle müzakere etmeyiz” dediniz

Sonra “evet İmralı ile görüşüyoruz” dediniz

Önce “egemenlik milletindir” dediniz… sonra size “anamız ağlıyor” diye veryansın eden çiftçinize “ananı da al git” dediniz.

Türban bu ülkede sadece bir meseleydi, sayenizde olay oldu

Kürt açılımı adı altında bir gündem yarattınız, sonra adına barış süreci dediniz

Bebek katiline Sayın (!) ifadesini kullandınız ve aynı cümlenizde AZİZ ŞEHİTLERİMİZE “KELLE” demek gibi bir gaflette bulundunuz

Liselerde bekaret kontrolü çıkarttınız

Kürtaj diye bir gündem yarattınız

14 yaşındaki bu ülkenin kızına tecavüz edenlere, “kızın yaşı büyük gösteriyormuş” diyerek ceza verilmedi ve hiçbir vekil buna ses çıkarmadı.

Kadınlarımız yaratılan abuk subuk gündemlerle seks objesi haline geldi. Sessiz kaldınız.

Kadına şiddet yasası çıkarttınız ama mecliste, bizi temsil eden vekillerimizin, analarına bacılarına sövmelerine ses çıkarmadınız. Hala hepsi “Milletvekili adı altında” bizlerin maaşından kesilen vergilerle çalışmaya devam ediyor.

Milli bayramlarımızı hiçe saydınız ama başka ülkelerin her mutlu gününde yanındaydınız

Afyondaki cephanelik patladı diye gündem yaratıldı, sonuç hiçbir şekilde açıklanmadı

Uludere de, bu topraklarda insanlarımız öldü… Kaçakçı onlar ve yanlış istihbarat sonucu olay oluştu dendi ve hiç sonuç çıkmadı

Ergenekon soruşturması dediniz sonuçsuz kaldı, hala kimseye net bir cevap sunamadınız.

İbadet yeri camilerdir, cemevleri ucubedir dediniz ve mezhep çatışması başlattınız ama Alevi vatandaşlarımızdan da vergi alarak yine bu ülkenin imamının maaşını ödediniz.

Halkınızı, kendi kanallarınızda yaptığınız cazip yayınlarla bankalara borçlandırarak, ülkede bolluk var havası yarattınız. Bugün hangi vatandaşınıza sorsanız her kes borç batağında. Ben 12 yıl hizmet verdiğim iş yerinden haksız yere kovulup mahkemeye başvurdum ama hala bugün bile bir sonuç alamadım. Çünkü yargıya da müdahale ettiniz.

Ama bu son yaşananlar;

29 Mayıs 2013 – 01 Haziran 2013 Taksim Gezi Parkı Meydan Direnişi, halk tarafından, Ülke tarafından, Dünya tarafından hiç tasvip edilmedi, edilmeyecektir de.

Vatandaşa söylediğiniz,

“üç beş ağacın hesabını yapmasınlar”

“onlar yüz bin kişiyse ben oraya bir milyon yığarım”

AK Partili vekilin oğlunun, Türk Polisini sıraya dizip insanlık dışı azarlaması videolarla ifşa edildi, sesinizi çıkartmadınız.

Şimdi o Türk Polisi ile Vatandaşınızı karşı karşıya getirip, nefret duymalarını sağladınız.

Önceden “Polis İmdat” vardı artık “İmdat Polis” haline getirdiniz vatandaşı.

7 yaşındaki oğlum televizyonu izlerken, internette videoları görünce, polislerin kullandığı silahlı ve panzerli güç için sorular sorduğunda cevap verecek tek kelime bulamıyorum.

Toplumun huzurunu sağlayan polise, şu andaki gördükleri ile hayal ederek, güvenemeyeceğini bilmesi kadar kötü ne olabilir oğlumun geleceği için.

Muhalefete dahi söylemiş olsanız,

“2 ayyaşın çıkardığı kanun…”

“Talimat verdim, bırakın girsinler”

“2-3 çapulcunun lafına mı bakıcaz”

Cümleleri hiç hoş durmadı be başbakanım.

Yazık ettiniz memleketime de, vatandaşınıza da, kendinize de.

Şairin dediği gibi Başbakanım;

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan…”

Saygılarımla,

~S.Y~