mostbet az1 winlucky jetpin up casino gamepin up casino1win kz1win aviator1 win1 win az4r betmostbet kz1 winmosbetparimatch1win aviator4rabet india1vin1win casinopin up casino india1 winmosbet indiaonewinpin up azmostbet1win slotmostbet kzmosbet casinolucky jet1xbet lucky jetpinuplucky jetpin up indiamostbet1winmostbet casinomostbet kzaviatormosbet aviatormosbet casinopin up casinopin-up kzpin-up kzaviator4rabet bangladeshpin-up1win apostaparimatchlacky jetmostbet4rabet bangladeshmostbet casino
15Ağu, 2020
İkimizin Hikâyesi

“Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım”

Böyle başlardı bildiğimiz bütün mektuplar
Biliyor musun, bu ikimizin hikâyesi
Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın?
Bildiğim yerlerde misin?
Yoksa hiç görmediğim bi’ evin penceresinde mi?
Sevdiklerinin özlemi sardı mı nicedir kalbini?
Pişman mısın başlamadıklarına, iç çekiyorsundur şimdi
Düşünüp de yazmadığın, yazıp da yollamadığın mektupları saklıyor musun halâ?
Kafanda hep aynı cümle biliyorum “Ne olacak halim?”
Ah biriktirdiğimiz bütün hevesler… nasıl da hızla tükendiler

Karlı dağdan bulsam gelsem
Kor diye göğsüme basarım seni
Bir rüzgârla yansam gelsem
Yar diye sineme katarım seni
En çok kimi özledin
En çok neyi bekledin?
Şimdi düşlediklerimin neresindesin?
Dedim ya bu ikimizin hikayesi…

14May, 2020
Rehabilitasyon

Halk olarak maddi ve manevi desteğe en fazla ihtiyacımız olan bu dönemde bile, vekil olarak seçilip ülkenin başına getirilenlerin, gündemi kendi çıkarları için kullanmalarını ve bunlara ses çıkarmayan binlerce makam sahibi hak savunucularını anlayamıyorum ve Allah’a havale ediyorum.

Ulan ülkede her gün yüzlerce vatandaş hayatını kaybediyor ama seçim sonucu gibi tabela üzerinden, sıradan günlük olay gibi çayımızı kahvemizi içerken izliyoruz ve ardından kanal değiştirip survivor izliyoruz.

Yahu bi düşünsenize, yan apartmanınızda oturan toplam 70 kişinin bir sabah kalktığınızda tamamının ölmüş olduğunu görmeniz bu kadar sıradan bir olay mı gerçekten?!

Bu salgın felaketi başlamadan daha iki hafta önce şehit olan 36 Mehmetçiğimizi ve yüzlerce yaralı Gazi Mehmetçiğimizi unuttuğumuzda insanlığımız zaten bitmişti.
Yıllar önce mahallesinde 1 kişi vefat etse 40 gün yas tutan bir toplumsal karakterden, buralara nasıl geldik inanılır gibi değil!

Her önüne gelen, ağzından salyalar akarak televizyonda, sokakta, sosyal medyada birbirine küfür, hakaret, tehditler savuruyor ama bir tane elle tutulur hukuksal sonuç alınamıyor.

Acilen 783.562 km2 coğrafyamızın psikolojik ve sosyolojik rehabilitasyona ihtiyacı var.

Kısaca Türkiye Cumhuriyetinin içi kan ağlıyor, hâlâ farkında değil bu müptezel siyasiler !

22Şub, 2020
AYAĞA KALK

Anladım, sonu yok yalnızlığın
Her gün, çoğalacak
Her zaman böyle miydi? bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak

Alışır her insan, alışır zamanla
Kırılıp, incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum

Anladım, sonu yok yalnızlığın
Her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi? bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak

Alışır her insan, alışır zamanla
Kırılıp, incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum

Bulutlar yüklü ha yağdı, ha yağacak üstümüze
Hasret, yokluğunla ben baş başayız

Nihayet

10Şub, 2020
2016 – 2020

Önümde tonla hayal vardı; aptalca gururlanıp teptim yarını.

Bugün, yarın.. Bir hayat geçti

Alıştı artık bünye karanlık enerjiye
Tökezlememi bekleyerek arkamdan gülenleri gördüm
Yukarı doğru yol teperek yaralarımın kapanmasını
Zaman geçtikçe, acılarımın silinmesini umdum

Ve “nerden, nereye?” dedim hayatı seyrederken
Her gün yeni bi’ deneyimi hazince farkederken
İsteyenler oldu her zaman yerimi almayı
Işığı bulmanın peşindeki işimi çalmayı

Yarınları teperken beklediğim umudu, artık gözümü karartarak bekliyorum.

Pişmanlığım yok, kızgınlığım yok… Sadece biraz daha büyüdüm.

Herkesi affediyorum, herkesi azad ediyorum.

İlâhi düzene teslim ediyorum kendimi.

26Ağu, 2019
KADIN

Bu yazıyı okuyan sevgili kardeşim.
Senin can bulmana vesile olan,
Sana 7 ilâ 9 ay boyunca sabırla hamallık yapan,
Seninle nefes alan,
Sen daha sağlıklı ol diye, bu süreçte hastalanmamak için kendisine gelen her türlü eziyete, ilaç takviyesi ile değil sadece dişini sıkarak sabırla katlanan,
Kendisi için değil, senin için yararlı olan her şeyi bu süreçte yaşayan ve kendi keyif aldığı yaşantıyı unutan,
Sen dünyaya sağlıkla gözlerini aç diye, kendi fizyolojisinden belki de ömrünün sonuna kadar vazgeçme cesaretini gösteren,
Sen dünyaya sağlıkla gözlerini açtıktan sonra bile, seni herkesten ve her şeyden üstün tutarak belli bir yaşa kadar ayaklarının üzerinde durmanı sağlayan,

Ve bu uzun süreç, belki kendisinin yaşamının sonlanmasına kadar sürse de seni yetiştirirken bir an bile “OF !” demeyen varlığın hayatına kast edecek şekilde gösterdiğin en ufak (varsa) şiddetten dolayı, Allah’ın azabı ve gazabı üzerinden hiç gitmesin!

Yukarıda saydıklarımı bırak 7 ilâ 9 ay gerçekleştirmeyi;
Sadece 1 ay,
Sadece 1 hafta,
Sadece 1 gün,
Sadece 1 saat boyunca yapamıyorsan, ne dediğimi gayet açık ve net anlamış olmalısın!

21Ağu, 2019
KARIŞIK

Sabah uyandım yanımda yoksun
Derdim olsun, kadehler dolsun
Aramıza girmiş dağlar, denizler
Gelemem diyorum öf öf, sen gel diyorsun
Gel desem gelmezsin, aşk nedir bilmezsin
Seni ayrılık alır, geriye aşk kalır
Seni benden almaya senin de gücün yetmez
Şu yaralı kalbime benim de sözüm geçmez

Solumda bir acı senden yoksun
Soluksuz kaldım köşelerde
Kar yağmış yollara, örtülmüş izler
Bulamam diyorum öf öf, sen bul diyorsun
Anlamasan da beni, dinlemesen de olur
Bitti gitti seyrettik aşkı
Sanmışım yolu yordamı bu
Böyle yazılmadı ya da ben öyle kandım
Şimdi tek başımayken kimin öyküsü bu?

Anılar kilitli mi sana, resimler delil gibi bana
Allah’ım da şahit buna, gel içimden seni alsana
Kolaysa sen unutsana
Yazıklar olsun bana

Bana bir haller oldu bilemezsin
Kitaplarımı okullara dağıttım
Dolma kalemlerimi postacıya hediye ettim
Oyuncak arabalarımı çocuklara verdim
Bir sahil kasabasına yerleştim
Artık şiir yazmıyorum
İçimdeki hüzün denizinde balık tutuyorum
Kaç cehennem söndü içimde bilmiyorum
Deli sanıyorlar
Beni arıyorlar
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum, ne haldeyim?
Gidiyorum gündüz gece
Görenler var mı?

Bana bir haller oldu bilemezsin
Adını kalbimin en dibine yazdım silemezsin

Bu benim öyküm birazcık yaralı
Kalbimin pek çok yeri yamalı

20Ağu, 2019
HİKÂYE

Hedefler, istekler (hayaller).

İnsan zihni her şeyi isteyebilir ama her şeyi hedefleyemez. Uçmak isteyebiliriz, zengin olmak isteyebiliriz, mutlu olmak isteyebiliriz, en iyi yaşam şekli kendimizde olsun isteyebiliriz, en iyi aşkı ve sevgiyi yaşamak isteyebiliriz v.s.

Ama hedef belirlerken zihin; daha çok verilere bakarak harekete geçer. Çocukluğumuzdan bu yana yaşanmış hayatımıza bakacak olursak, isteklerimiz artıp hedeflerimiz azaldıkça, karakterimizde şımarma belirtileri başlar. Hayat böyledir. Bir insan ne zaman depresyona girer, işte o zaman hedefleri azalır ve istekleri artar.

Demek ki şöyle bir denge yaratmak gerekir.

Ne zaman kendimizi iyi hissetmiyor ve elimizden hiç bir şey gelmiyorsa, öz güvenimiz düşükse bilmeliyiz ki isteklerimiz o esnada yavaş yavaş artmaya başlıyor. Çünkü hayat diyor ki, “artık bir hedef belirle.”

Bu durumda yapılması gereken belli başlı davranışlar vardır. Yarattığımız öz güvensizliğimizin ana unsuru, kendi hayatımızla başkalarının hayatını kıyaslamaktan başka bir şey değildir. Bu, mutsuzluğun ana kaynağıdır. Yüzlerce yıldır bir sürü insan, kuşaktan kuşağa yayılan, toplumun düş gücü etkisiyle zamanla biçim değiştiren, tanrılar, tanrıçalar, evrenin doğuşu ve benzeri halk öyküleri kullanarak bir takım mutluluk arayışı içine girdi. İsteklerini evrene gönder, pozitif enerji mesajları v.s. gibi konulara kafa yorduk. Kimimiz Allah’ın adını evren, duanın adını enerji yaptık.

Halbuki daha gerçekçi (realist) olmak en doğrusu !

Birincisi, bir şeyi en çok isteyip arzuladığımız anda o şey olmaz. Bu gerçektir. Sabaha kadar enerji gönder, bir yerlere çaput bağla, enerji gönderip bekle…. NAFİLE !

Çünkü, bir şey hedeflediğimizde zaman içinde yaptığımız mücadele ile bu beklentimizin dış dünyadaki görünen durumu, maksimum seviyeye çıkar. Hedefler ve istekler, daha çok sezgilerimizle oluşacak bir yolculuktur. Sezgi, biz onu istemeyi bıraktığımızda ortaya çıkar. Yani bir iş ortamında toplantı yaptığımızı düşünelim. Yöneticinin, ortaya bir konu attığını ve hepimize bu konuyla ilgili bir fikir üretmemizi istediğini düşünelim. Toplantının 30 dakika sürdüğünü düşünelim. Bu süre içerisinde toplantıda bulunan herkes, bu konu üzerine en iyi fikri üretmek adına bilinçli seviyede aşırı istekli olur. Toplantıdaki her birey, “en iyi fikri ben üretmeliyim” çabasına girer. Ama en iyi fikir her zaman, toplantı sonlandıktan sonraki sakin zaman diliminde ortaya atılan fikirdir.

Bir durumla ilgili ne kadar çok odaklanırsak, bilinç hazır kavramlar üzerinden harekete geçer. Ne zaman odaklanma sürecini bırakırsak, o zaman “gerçek sezgi” harekete geçer ve hedeflerimize ulaşmaya başlarız.

Hayata bir kez gelip, bir kez ölüyoruz. Hikâyeden ibaret olan bu yaşam diliminde bizler başrol oyuncularıyız. Senaryoyu nasıl yazacağımız bize kalmış.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi… Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya …
Kalp durur …
Akıl unutur …
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim… ve BENİM OLAN, sadece BENİM OLAN bu hayatı toplumsal baskılardan uzak, umursamadan, sadece kendi yazdığım senaryoya göre tatmam gerektiğini YENİ ÖĞRENDİM !

12Şub, 2019
ÖĞRENDİM

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu.
Sevginin, güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim..

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatmak gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya …
Kalp durur …
Akıl unutur …
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur …

MEVLANA