mostbet az1 winlucky jetpin up casino gamepin up casino1win kz1win aviator1 win1 win az4r betmostbet kz1 winmosbetparimatch1win aviator4rabet india1vin1win casinopin up casino india1 winmosbet indiaonewinpin up azmostbet1win slotmostbet kzmosbet casinolucky jet1xbet lucky jetpinuplucky jetpin up indiamostbet1winmostbet casinomostbet kzaviatormosbet aviatormosbet casinopin up casinopin-up kzpin-up kzaviator4rabet bangladeshpin-up1win apostaparimatchlacky jetmostbet4rabet bangladeshmostbet casino
9Ağu, 2018
OLSUN

Yorgun gecelerin ardından
Hep aynı yere dönerken
Islak sokaklar boyu düşündüm
Solmuş insanların yüzünde
Gülümseme beklerken
Tren yolları boyu düşündüm

Sanki yıllardır uzaktayım ben
Özlemlerin hep sessiz, derinden
Ama yalanlar görüyorum hala
Burdan bakınca şu sonsuz dünyaya

Olsun demek de zor artık
Çocuk düşlerimiz yok artık.

Erken ölümlerin ardından
Hep aynı yere dönerken
Islak sokaklar boyu düşündüm
Borcum varmış gibi kendimden
Gülümseme beklerken
Tren yolları boyu düşündüm

Sanki yıllardır uzaktayım ben
Özlemlerin hep sessiz, derinden
Ama yalanlar görürüm hala
Burdan bakınca şu sonsuz dünyaya

Olsun demek de zor artık
Çocuk düşlerimiz yok artık

4Ağu, 2018
KANDIRDINIZ

Kandırıldık (!) demek kolay…

Hani 12 Eylül 2010 dan sonra “Her şey çok güzel olacaktı!”

Hani 16 Nisan 2017 den sonra “Her şey çok güzel olacaktı!”

Hani 24 Haziran 2018 den sonra “Her şey çok güzel olacaktı!”

Kandırılan her zaman mazlumdur ama siz hiç bir zaman mazlum olmadınız ki.

Kandıran ise hak yiyendir, bencildir, beceriksizdir!

Dövizdeki dalgalanmaların, ülke ekonomisini nasıl yerle bir ettiğini bilmeyecek kadar tecrübesiz ve bilgisiz olanların, etrafına topladığı şak şakçılarından, ona buna atar gider yapıp ota boka alkış alması kadar büyük bir ego tatmini olabilir mi?

Sizin, zor olanı söylemeye, “halkı kandırdık” demeye diliniz varmıyor ama ben sizin yerinize kendi adıma kolay olanını diyim;

“Siz herkesi kandırdınız!”
Ve bizler bu ülkede geleceğimizi planlamak yerine;
“Ama en azından hayattayız, bu da bişey be abi.” diyebildik.

18Tem, 2018
ŞİMDİ

“Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim… O yaşamda daha çok hata yapardım. O kadar mükemmel olmaya çalışmazdım gibi… ya da keşkeler üzerine kurulu… pişmanlıklarla dolu…” sorgulanan bir geçmişin kalitesizliğini şimdiki anlara taşımamak adına, yaşımız kaç olursa olsun, nefes alıp verdiğimiz her günü, her saati, her dakikayı, her anı; hayatı yeniden keşfetmek için kullanmalıyız.

Bunu başarmak zorundayız.

Bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığımız kadar eğlenmek, o kadar da temiz kalmamak, daha fazla riskler göze almak ve en azından nefes alıp verdiğimiz her anın yeni bir başlangıç olduğunu unutmadan yaşamak en doğrusu sanırım.

Ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriyim. Elbette mutlu anlarım da oldu.

“Ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.” dememek için bundan sonrasında bu iyi anları çoğaltmak sadece bizim elimizde.

Çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, “anlar, yalnızca anlar…”
“Şimdi”yi sakın kaçırma.

Duygusallık şimdiyi kaçırmadaki en önemli insan doğasıdır.

Meziyet değil, Eziyet bir durumdur.
Gem vurup, idare altına alabilenlere yaratıcılık ve beraberindekileri sunar. Esiri olanlara da sulu gözler vadeder duygusallık.

Med-cezir misali, ayın hareketinden etkilenen insan modelleri bile vardır.
Duygusallığın fazlası, bünyeyi yorar. Gözlerde kararma, içe kapanma ve depresyon belirtileri olur.

Bunu aşmadan şimdiyi yakalayamaz İNSAN !

26Haz, 2018
UMUDA YOLCULUK

Ülkede daha bir gün önce tarihinin en önemli genel seçimi yapılmıştı. Sempatizanı olduğu parti, seçimlerden kesin olmayan sonuçlara göre açık ara ikinci parti olarak çıkmış yani kaybetmişti.
Dönem dönem siyasete merak salarak komplo teorileri üretirdi ama, bu durumu kabul eden parti adayından dolayı “yapacak birşey yok, kaybettik” durumunu zaman içinde atlatıp unutmak ve önüne yani geleceğe odaklanmak istiyordu. Evet belki zordu ama mecburdu.

Çünkü şu anda, kendi adına belki de bir umuda yolculuk yapmaya başlamıştı.

Yedi senedir peşini bırakmadığı, 1999 dan 2011 senesine kadar verdiği emeklerinin karşılığını almak için yeşeren ciddi bir umudun yolculuğuna çıkmıştı.

Her şey olabilirdi.. Tabi ki bu enteresan dönemde gelinen noktada yaşanacak kayıp, her şeyin sonu değildi.
Umutları boşa çıkabilirdi ya da stresle ve acılarla geçen bu koca yedi sene içinde hayalini kurduğu HAYAT’la huzuru yakalayabilirdi.

Ve olumlu veya olumsuz alınacak sonuç en azından kafasındaki çok ciddi bir stresi atmasını sağlayacaktı.

25Haz, 2018
HER ŞEYİN HAYIRLISI

Her şeyin hayırlısı ne güzel bir cümledir.

Sonucu “ŞER” de olsa, vardır içinde bir “HAYIRLI DURUM” anlamında algılanmalıdır.

Çünkü geleceği, “Cenab-ı Hak” kın dışında hiç bir varlık ön göremez ve bilemez!

Sadece planlar.

Bunun neticesinde bu cümle; planlanan durumun “İYİ” değil “HAYIRLI” olması için yapılan bir temennidir.

***

Bu günden itibaren, sahip olduğumuz kimliklerimizle yaşadığımız coğrafyada, geçmişimizi bilip, geleceğine sahip çıkan insanlar olmamız dileğiyle “HER ŞEYİN HAYIRLISI OLSUN !” diyorum.

 

7Haz, 2018
ÖZ-GÜVEN

Özgüveni Yüksek İnsanların YAPMADIĞI 15 Şey

1. Bahane Üretmezler.
Kendi fikir ve davranışlarının sorumluluklarını alırlar ve arkasında dururlar. İşe geç kaldıklarında trafiği bahane etmezler. Bir hedefe ulaşamadıklarınızda “Ama zamanım yetersizdi”,  “Demek ki ben yeterince iyi değilmişim” gibi bahanelere sığınmazlar. Yeterince iyi olana kadar ve yeterli zamanı kullanarak başarana kadar yılmadan denerler.

2. Herkesin Korktuğu İşi Yapmaktan Çekinmezler.
Korkunun kendilerini esir almasına izin vermezler. Bir işi başarmak için sahip olmaları gereken kişiliğe ulaşmanın aslında korkularıyla yüzleşmekten geçerek kendilerini de evriltmeleri sonucunda oluşacağını bilirler.

3. Konfor Balonu İçerisinde Yaşamazlar.
Konfor alanında yaşamazlar, çünkü bilirler ki burada tüm hayalleri ölür. Aksine konfor alanlarından çıkmayı ve zoru başarmayı hedeflerler, çünkü kendileri zorluklarla baş etmeyi öğrendikçe ancak başarıya ulaşabileceklerini bilirler.

4. Bugünün İşini Yarına Bırakmazlar.
Bugün gerçekleştirilen iyi bir planın, herhangi bir gün gerçekleştirecek mükemmel plandan daha iyi olduğunu bilirler. “Doğru zaman” veya “Doğru Koşullar” ın oluşmasını beklemezler, çünkü bu tür beklentilerin arkasında aslında değişim korkusunun yattığını bilirler. Onlar hemen şimdi, burada, bugün harekete geçerler, çünkü ancak bu sayede ilerleme kaydedilebilir.

5. Başkalarının Olumsuz Düşüncelerinden Etkilenmezler.

6. İnsanları Yargılamazlar.
Gereksiz, kendi kendine yaratılan dram hallerine hiç tolerans göstermezler. Kendilerine arka çıkacak insanlara ihtiyaç durmazlar, iş arkadaşlarıyla ilgili dedikodulara prim vermez veya çevresindekilere farklı fikirlerinden dolayı saldırıya geçmezler. Kendi halleriyle, kendini hissettikleri halleriyle barışıktırlar ve kendilerini ispat etmek için kimseye ihtiyaç duymazlar.

7. Kaynak Yetersizliğini Görünce Pes Etmezler.
Ellerindeki kaynak ne ise, o kadarından yararlanmaya bakarlar, azlığına çokluğuna bakmazlar. Her şeyin yaratıcılıkla mümkün olduğuna ve pes etmedikçe sonuca ulaşılacağına inanırlar. Zorluklara dayanarak derdi büyütmektense, çözüme ve çıkış yolu bulmaya odaklanırlar.

8. Kendilerini Başkalarıyla Kıyaslamazlar.
Etraflarındaki herhangi birisiyle yarışmadıklarını bilirler. Ancak bir gün önceki kendileri ile yarışırlar. Her insanın kendi özgün şartlarında kendi hikayesini yaşadığını ve başka insanlarla kıyas yapmanın gerçekçi olmadığını, kolaycılık olduğunu bilirler.

9. Herkesi Memnun Etmeye Çalışmazlar.
Tanıştıkları veya karşılaştıkları her insanı memnun etmeye çalışmazlar. Herkesle iyi olmanın mümkün olmadığını, hayatın gerçeğinin böyle olduğunu bilirler. Bunun yerine mevcut ilişkilerinin sayısından ziyade kalitesine odaklanırlar.

10. Sabit bir Güvenceye İhtiyaç Duymazlar.
Ellerinden tutulmasına ihtiyaçları yoktur. Hayatın herkes için adil olmadığını, olayların her zaman kendileri için iyi olmayacağını bilirler. Hayattaki her şeyi kontrol edemeyeceklerinin farkında olarak hayatta başlarına gelen olayları hayra yorarak ve olumlu yönlerini alarak ilerlemenin yolunu ararlar.

11. Hayatın Acı Gerçeklerini Göz Ardı Etmezler.
Hayatta karşılaştıkları problemlere henüz kökündeyken, büyümeden müdahele ederler, tedbir alırlar. Problemlerin adını koymazlarsa, günler, haftalar ve aylara yayarlarsa her geçen gün katlanacağını bilirler. İş ortaklarıyla, arkadaşlarıyla rahatsız edici bir görüşmeyi yapmayı, problemleri hasır altı etmeye, güven ilişkilerini riske atmaya tercih ederler.

12. Küçük Tümseklere Takılıp İşi Yarım Bırakmazlar.
Her düştüklerinde hemen tekrar ayağa kalkarlar. Bilirler ki düşmek yükselmenin engellenemez bir parçasıdır. Tıpkı bir dedektif gibi her seferinde neden düştüklerinin nedenlerini ararlar, tekrar denerler ancak bu sefer bir önceki düşmelerinden dersler alarak.

13. Harekete Geçmek için Kimsenin Onayına İhtiyaç Duymazlar.
Hiç tereddüt etmeden harekete geçerler. Her gün kendilerine şu soruyu sorarlar: “ben değilsem, kim? Şimdi değilse ne zaman?”

14. Kendilerini Küçük Bir Çerçeveyle Kısıtlamazlar.
Kendilerini tek bir Plan A ile kısıtlamazlar. En az efor ve maliyet ile bile en iyi sonuçlara ulaşmalarını sağlayacak stratejileri bulana kadar ellerindeki tüm kaynağı kullanmaya bakarlar, her adımlarının etkisini ölçerler ve pes etmezler.

15. İnternette Okudukları Herşeye Düşünmeden Körü Körüne İnanmazlar.
İnternette her okudukları makaleye sırf yazar öyle düşündüğü için körü körüne inanmazlar. Kendi özgün bakış açılarıyla okuduklarını mercek altına alırlar. Kendi gerçek hayatlarıyla ilintili olan her türlü bilgiye odaklanıp geri kalanları önemsemeyerek sağlıklı ve gerçekçi bir değerlendirme yapmaya çalışırlar. Bu tür makalelerin düşünce egzersizi ve eğlence amaçlı olduğunu bilirler ve özgüveni yüksek insanların ne yapmayacaklarını yine en iyi onlar bilirler.

31May, 2018
TGRT – FOX FALAN

TGRT (Tam adıyla: Türkiye Gazetesi Radyo Televizyonu), Türkiye’de özel televizyonculuğun ilk yıllarında İhlas Holding tarafından 22 Nisan 1993 tarihinde açılmıştı.

Türkiye’de ilk özel TV kanalı aslında Star 1 diye bilinse de esasında TGRT’dir. TGRT’nin temelleri ilk olarak 1970’lerde Dr. Enver Ören tarafından Türkiye gazetesinin kurulmasıyla atılmıştı. 1989 yılında ise dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından özel televizyon ve radyoların yayına başlamasına izin verilmiş, fakat o dönem özel radyo ve televizyonların yayın yapmasına izin veren yasal bir kanun olmadığı için kanal, yayına başlayamamıştı.
Star 1 ise 3 Mart 1989 tarihinde yasa dışı yollardan Almanya üzerinden test yayınına başlamış ve arkasından, kanalın asıl sahibi olan Cem Uzan, Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal’ı kanalın hisselerine ortak ederek, 1991’de ikinci özel televizyon olan Teleon’u yayına başlatmıştı.
Kısa bir süre sonra ise 5 Mayıs 1990’da Magic Box, Star 1 adıyla normal yayına başlamıştı.
Ondan bir süre sonra ise iş adamı Erol Aksoy ve gazeteci-televizyoncu Nuri Çolakoğlu 1 Mart 1991’de Fransa üzerinden Show TV’yi test yayınına sokmuş ve 1 Mart 1992’de normal yayına başlamıştı.
Bu arada Kadir Has şirketler grubu da 1992’de HBB TV’yi yayına başlatmıştı. Sonrsında Tevfik Ahmet Özal, Star 1 ve Teleon ortağı olduğu Cem Uzan’la anlaşamamış ve 6 Mart 1992’de kendi özel televizyonu olan Kanal 6’yı kurmuştu.
Öte yandan Haydar Baş da 1992’de Mesaj TV’yi yayına başlatmıştı.

1993’de dönemin DYP-SHP koalisyonu özel televizyonların yayına başlamasını yasalaştırınca, 22 Nisan günü TGRT televizyonu da test yayın sürecinden çıkıp dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cenaze törenini canlı yayımlayarak yayına başlamıştı.

Arkadan özel radyo ve TV’leri denetlemek amacıyla hükumet çıkardığı kanunla RTÜK’ü kurmuştu.

Ardından aynı yıl birbiri ardına STV, ATV, Cine5, Flash TV, Kanal D, Meltem TV ve Kanal 7 televizyonları yayına sokulmuştu.

TGRT ise emsallerinden farklı olarak ilk yıllarında Milliyetçi-Muhafazakar bir yayın politikası gütmüş olup yayın ortağı İhlas Haber Ajansının sayesinde çok iyi haberciliğe imza atmıştı. Magazin içerikli yayınlara yer vererek, genelde aileler ve topluma yönelik dizi, film ve programlar yayınlamıştı. Ayrıca din, kültür ve ahlak konularında da programlar yayımlayan özel televizyon kanalı TGRT, bu tür yayınlara devam ederken, 1998 yılının ikinci yarısında logosunu değiştirip, logosunu sağ üst köşeden sağ alt köşeye kaydırmıştı.

2000’li yıllardan itibaren kanal, yaşam ve kadın içerikli programlara da yer vermeye başlamıştı. Bu arada yönetim daha da büyümek adına önce 2004 senesinde TGRT Haber, TGRT Pazarlama ve TGRT EU kanallarını yayına sokmuştu.
Bu arada İhlas Holding yönetimi ABD’li News Corporation şirketine ortak olmuş ve 2007’de, artan borçları kapatmak için holding yönetimi TGRT EU, Haber, Pazarlama, FM’i kapsamayacak şekilde kanalın bütün hisselerini TGRT markası kendinde kalması şartıyla Enver Ören tarafından 25 Temmuz 2006 tarihinde News Corporation şirketine satmıştı.

Gelelim mevzunun ilginç tarafına;
Yıl, 1915
Çanakkale’de kan gövdeyi götürüyor.
“Geçerim” diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 200 bini aşmış… “Geç de görelim” diyen dedelerimizin kaybı ise, 250 binin üstünde… Mermiler havada çarpışıyor. Cesetler toplanamayacak kadar çok…
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükumeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor. Çanakkale’deki İngiliz cephe komutanı, “Vaziyet gayet iyi… Bugün yarın geçeriz” raporları gönderiyor devamlı…
O sırada genç bir gazeteci var orada.
Avustralyalı.
Melbourne Age Gazetesinin muhabiri.
Görüyor ki, durum kel… Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil. Türkler kafaya koymuş… Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır can veriyor…
Ama geçirmiyor.
Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var. İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken, Anzaklar patır patır gidiyor. En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir bölgeye…
Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor.
Üstelik müthiş bir sansür var. Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.
Bakıyor ki, olacak gibi değil…
Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden oluşan,

“Gelibolu Mektubu” nu yazıyor.

Özeti şu:
“Çanakkale geçilemez… Hemen çekilin.”
Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı’na “elden” ulaştırıyor. Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen, yine “elden”, İngiltere Başbakanı’na ulaştırıyor. İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesini topluyor ve orada bir daha yüksek sesle okuyor…
Gizlice araştırılıyor.
Mektup doğru.
Hatta az bile yazılmış.
Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı anlaşılıyor.
Ve karar veriliyor.
Komutan görevden alınıyor. Emperyalistler, Çanakkale’den çekiliyor. Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci, Avustralya’da “kahraman” gibi karşılanıyor.
“Sir” unvanı veriliyor. E tabii kapılar açılıyor…
Savaşa “muhabir” olarak giden gazeteci, savaştan sonra “gazete sahibi” oluyor.

Yıl, 1952
Çanakkale’de savaşın kaderini değiştiren “sir gazeteci” vefat ediyor.
Bir tane oğlu var…
O zamanlar, 21 yaşında. Babasının gazetesinin başına geçiyor.
Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.
Avustralya’ya sığmıyor… ABD’ye, Avrupa’ya el atıyor.
Bugün, 87 yaşında.
Dünya medya imparatoru.

Yıl, 2006…
Çanakkale’nin “dövüşerek” geçilemeyeceğini ilk anlayan “sir gazeteci” nin oğlu,
Çanakkale’nin nasıl geçileceğini gösterdi…

EFT’yle.
Bastı parayı, TGRT’yi aldı.
İsmi, Rupert Murdoch.

Dünya medya devi Rupert Murdoch’un sahibi olduğu News Corporation, 2006’da Atlantic Records’ın Başkanı Ahmet Ertegün ile birlikte TGRT’nin yayın hakkını elinde bulunduran Huzur Radyo TV’yi satın aldı. Uzun süre devam eden görüşmeler 151 milyon TL’lik (98 milyon dolar) anlaşma ile sona ererken, TGRT markası Ören Ailesinde kaldı, kanalın adı ‘Fox’ olarak değiştirildi.

Ahmet Ertegün’ün bu devirden kısa bir süre sonra aynı yıl (2006) vefatı üzerine hisselerini, Cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut Özal’ın Özel Kalem Müdürlüğü görevini de yürüten Engin Güner devraldı.

Kısacası… Tarafsız olduğu ve yandaş olmadığı düşünüldüğü için bir çok kesim tarafından (ben dahil) severek izlense de…

Maalesef..

“Amerikan Sermayesinin Türkiye’deki Yüzüdür FOX”

RAKAMLAR DOĞRU SÖYLER

DÖVİZ TARAFI

1999 senesinin Ocak ayında 1 USD ortalama 0,3206 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında 1 USD ortalama 4,0500 TL oldu.

Artış oranı; % 1163,28 (Yüzde Binin üzerinde)

1999 senesinin Ocak ayında 1 EUR ortalama 0,3727 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında 1 EUR ortalama 4,9737 TL oldu.

Artış oranı; % 1234,65 (Yüzde Binikiyüzün üzerinde)

ASGARİ ÜCRET TARAFI

1999 senesinin Ocak ayında Net Asgari Ücret 57,62 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında Net Asgari Ücret 1.603,12 TL oldu.

Artış oranı; % 2682,19 (Yüzde İkibinaltıyüzün üzerinde)

Daha basit anlatımla; bir aylık Asgari Ücretle 1999 Ocak ayında 180,00 USD olan alım gücü 2018 Nisan ayında 425,00 USD oldu. Buradaki artış oranı da % 136,71

Türk Lirası ile Döviz Alım Gücü sadece % 136,71 artarken, Döviz Fiyatları ortalama % 1200 artarak aslında Türk Lirasının değerini % 1000 düşürdü !

GELELİM 2003 YILBAŞINDAN 2018 NİSAN AYINA KADAR NE OLDUĞUNA

DÖVİZ TARAFI

2003 senesinin Ocak ayında 1 USD ortalama 1,6545 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında 1 USD ortalama 4,0500 TL oldu.

Artış oranı; % 144,78 (Yüzde Yüzkırkdört seviyesinde)

2003 senesinin Ocak ayında 1 EUR ortalama 1,7531 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında 1 EUR ortalama 4,9737 TL oldu.

Artış oranı; % 183,71 (Yüzde Yüzseksendört seviyesinde)

ASGARİ ÜCRET TARAFI

2003 senesinin Ocak ayında Net Asgari Ücret 226,00 TL iken, 2018 senesinin Nisan ayında Net Asgari Ücret 1.603,12 TL oldu.

Artış oranı; % 609,35 (Yüzde Altıyüzün üzerinde)

Daha basit anlatımla; bir aylık Asgari Ücretle 2003 Ocak ayında 137,00 USD olan alım gücü 2018 Nisan ayında 425,00 USD oldu. Buradaki artış oranı % 211,47

Türk Lirası ile Döviz Alım Gücü % 211,47 artarken, Döviz Fiyatlarının ortalama % 150 artmış olması sebebi ile, Türk Lirası döviz karşısında % 60 değer kazanmıştır !

***

Yukarıda izah ettiklerim kimimize göre bir ironi, kimimize göre gerçek, kimimize göre tamamen yalan ve aldatmaca !

Olaya nereden baktığımıza bağlı.

Muhalefetsek saçma, iktidarsak gerçek bir tespit…

***

Ben burada ironi yapıyorum.

Çünkü tek gerçek şu ki; Ülke olarak mutsuzuz… birbirimize dargınız… birbirimize güvenmiyor ve her konuya bencilce yaklaşıyoruz.

ÜLKEMDE HUZUR İSTİYORUM !