mostbet az1 winlucky jetpin up casino gamepin up casino1win kz1win aviator1 win1 win az4r betmostbet kz1 winmosbetparimatch1win aviator4rabet india1vin1win casinopin up casino india1 winmosbet indiaonewinpin up azmostbet1win slotmostbet kzmosbet casinolucky jet1xbet lucky jetpinuplucky jetpin up indiamostbet1winmostbet casinomostbet kzaviatormosbet aviatormosbet casinopin up casinopin-up kzpin-up kzaviator4rabet bangladeshpin-up1win apostaparimatchlacky jetmostbet4rabet bangladeshmostbet casino
BENİ GÜZEL HATIRLA… ÇÜNKÜ BEN SENİ GÜZEL HATIRLIYORUM

Beni güzel hatırla.
Bunlar son satırlar.

***

Farzet ki bir rüyaydım, esip geçtim hayatından
Ya da bir yağmur sel oldum sokağında
Sonra toprak çekti suyu, kaybolup gittim
Belki de bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben, her şeyini
Sana sırdaş oldum, dost oldum, koynumda ağladın
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini
Beni üzdün kınamadım
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım
Sakladım günahını sevabını içimde
Sessizce gittim senden, öncekiler gibi sen de anlamadın
Beni güzel hatırla
Sana unutulmaz geceler bıraktım
Sana en yorgun sabahlar
Gülüşümü, gözlerimi sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka
Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
Vedalar bıraktım duraklarda
Ne arasan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda
Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Alnından öptüğüm dakikaları…
***
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum !
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM …

~Bir Garip ORHAN VELİ~

BİRİSİ

Birileri, birilerine çamur atmaktan…

Birileri o çamuru savuşturmaya çalışmaktan…

Birileri bu illüzyonun içinde hangi taraf olacağını şaşırmaktan…

Taraf olup da ne yapacağını bilememekten…

Fikir paylaşımından çok, fikirlerimizi dayatarak kabul ettirmekten…
Tüm bu illüzyona kanarak birbirimize, gerek fikren gerekse şahsen zulmetmekten…
Kendi Ülkemizin “Kurucusunu”, kendi Ülkemizin dininden soyutlamaktan…
Kendi acılarımızı, başkalarının kazanımlarına ortak olmaya çalışarak örtbas etmekten…
Son 20 gündür, “Müslümanın acısına ortak olmayan…” la başlayan cümleler kurarken, kendi Ülkemizdeki insanlarımızın ACI larını unutmaktan…
İllüzyonun bize gösterdiği şekilde “hadi boykot, hadi boykot” diye diye bi taraflarımızı yırtmaktan…
Ülkemizin geleceğine ait en önemli kararların, yaratılan sahte gündemlerin peşinde KOYUN gibi koşarken alındığını görmezden gelmekten…
MİLLET olma değerimizin, VEKİL seçtiklerimiz sayesinde “beş para etmediğini” ve egemenliğimizin “KAYITSIZ, ŞARTSIZ” bizlerden uzaklaştırıldığını anlamamaktan…
Kendi Ülkemizde, gerek ekonomik gerekse sosyal anlamda çok büyük bir kaosa doğru sürüklendiğimizi görmezden gelmekten…
***
ve sadece gerçek benliğimizle kendimiz değil de istedikleri gibi (koyun) birisi olmaktan…
***
BIKMADIK, USANMADIK !
***
ALLAH (C.C.) BÜYÜK !

KENDİ ADIMA

Üç günde Gazze de Hayatını kaybeden İNSAN ların sayısı 81 olunca, her platformda olan SİZLER… Soma da “bir anda” hayatını kaybeden İNSAN’lardan dolayı ocağı sönen, 1000’e yakın kendi vatandaşınıza destek olacakken neredeydiniz ?!
Durun ben diyim size nerede olduğunuzu…
“Markette kendi vatandaşınızı linç etme peşindeydiniz !”
***
#GazzedeKatliamVar da #somakatliamdegilmi ydi..!
Önce bi kendi insanınıza değer vereceksiniz #AKParti yandaşları !
***
Gazze’ye destek adına, götünüz yiyip oraya cepheye gitmeyip de: “Müslüman’ın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir!
Hz Muhammed (s.a.v)”
Hadis-i Şerif’ini kendinize slogan yapacak kadar da ALÇAKSINIZ !
***
Müslümanlığı tekelinize aldığınızı, yeni nesilden de Atatürk’ü soğuttuğunuzu sanıyosunuz !
Size kibarca; “hadi ordan !” diyorum.
***
Sadece “T.C.” den oluşan iki harf görselinin bile sizi rahatsız ettiği dönemleri de yaşadık. Bi de utanmadan Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı olacak kişinin peşinde “USTA… USTA… USTAAAA” diye naralar atarak dolanıyosunuz !
****
Yuh sizin İNSAN’lığınıza da MÜSLÜMAN’lığınıza da !

~S.Y~

DENİZ FENERİ

Bir Deniz feneri… Okyanusla sonsuza dek komşu.
Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var, yoksa deniz feneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, deniz feneri isyanlarda… Çünkü yanı başındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini…
Deniz feneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa…

Geceleri ise deniz feneri, gecenin esrarengiz sessizliğinde hep mutluluklar peşindedir. Her ışık turunda çıldırır deniz feneri zevkten, adeta dans eder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir deniz feneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri deniz feneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, deniz feneri ile okyanusun aşkının dans edişine güneş şahitlik yapmaz..

Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve deniz feneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terk ettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

İntikamını deniz fenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar deniz fenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca deniz fenerinden.. Deniz feneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. Ağlayamaz deniz feneri, ağlamayı deliler gibi istese de, gözyaşları yoktur, ulaşmak istese de ulaşamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir deniz feneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır “bulutları kaçır buradan” diye, güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluğunu ister hesapsızca… Çünkü tek mutluluğu budur deniz fenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz, konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir deniz feneri vardır. Her gece deniz fenerleri gemilere okyanusa olan aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden… Ve her gece hikâyelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz gecelerde…

SENİN İÇİN

Senin için yasak dediler…
Yasaklar çiğnenmek içindir dedim.-

Senin için imkansız dediler…-
Önemli olan imkansızı başarmak dedim….-

Senin için olmaz dediler…-
Dünya da olmayacak şey yok dedim.-

Senin için zor dediler…-
Kolay olsaydı değeri olmazdı dedim.-

Onda bulduğun nedir ki dediler…-
Herkeste arayıp bulamadığım dedim.-

Senin için o ne dediler…-
Hayattaki gülen yüzüm dedim.-

Ona öyle nasıl bağlandın dediler…-
Ben değil o ”bağladı” dedim.-

O da senin gibi sevdimi dediler…-
İşte cevap veremediğim tek şey buydu.-

Eğer bunu bilmiyorsan vazgeç dediler…-
”Vazgececek olsaydım sevmezdim” dedim….

~CAN YÜCEL~

KONTROLÜ ELDEN BIRAKMAMAK GEREK

Diyaloglardan bazıları aynen şöyle gerçekleşir;

Diyalog 1
– Merhaba, ismim Salih Yıldırım. Hizmet numaram xxxxxxx. HD yayın aboneliğim olmasına rağmen şu anda izleyemiyorum. Yardımcı olur musunuz?
+ Salih bey merhaba. Tabi ki yardımcı olalım. Kısa bir süre bekletiyorum (!) Bilgilerinize ulaşmaya çalışıyorum.
– Tabi bekliyorum.
+ Salih bey hatta benimle beraber beklediğiniz için teşekkür ediyorum.
– Rica ederim.
+ Salih bey cihazın yanındaysanız fişini çekelim lütfen.
– Tabi… çektim.
+ Salih bey şimdi tekrar takalım fişi lütfen.
– Tamam… taktım.
+ Açılmasını bekleyelim lütfen. (yaklaşık 8-10 saniye sonra) Evet Salih bey, xxx numaralı HD kanalı açalım lütfen.
– Tamam… açtım. Aaaa.. yayın gelmiş. Çok teşekkür ederim. 🙂
+ Rica ederim Salih bey. Yardımcı olmamızı istediğiniz başka bir konu var mı?
– Çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar, kolay gelsin.
+ xxxxxxxx müşteri hizmetlerini aradığınız için biz teşekkür eder, iyi günler dileriz.

Diyalog 2
– Merhaba, ismim Salih Yıldırım. Hizmet numaram xxxxxxx. Internet hızım 20 MegaBit olmasına rağmen şu anda test yapıyorum ve 3 MegaBitin üzerine çıkmıyor. Yardımcı olur musunuz?
+ Salih bey merhaba. Tabi ki yardımcı olalım. Kısa bir süre bekletiyorum (!) Bilgilerinize ulaşmaya çalışıyorum.
– Tabi bekliyorum.
+ Salih bey hatta benimle beraber beklediğiniz için teşekkür ediyorum.
– Rica ederim.
+ Salih bey cihazın yanındaysanız fişini çekelim lütfen.
– Tabi… çektim.
+ Salih bey şimdi tekrar takalım fişi lütfen.
– Tamam… taktım.
+ Açılmasını bekleyelim lütfen. (yaklaşık 8-10 saniye sonra) Evet Salih bey, şu anda bağlantı sinyalinin gelmesini bekliyorum, IP almasını bekliyorum. Evet aldı. Salih bey ethernet kablosu takarak hızınızı test etmenizi istiyorum.
– Tamam… bir saniye. Evet taktım… Şimdi hız testi yapıyorum… Aaaa.. evet şu anda 20 MegaBiti gördüm. Çok teşekkür ederim. 🙂
+ Rica ederim Salih bey. Yardımcı olmamızı istediğiniz başka bir konu var mı?
– Çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar, kolay gelsin.
+ xxxxxxxx müşteri hizmetlerini aradığınız için biz teşekkür eder, iyi günler dileriz.

Şimdi 🙂
Her ne hikmetse, müşteri hizmetlerini aramadan milyon kere de açıp kapatsak, fişini çekip başka bi yerimize de taksak, amuda da kalksak… bu ziktiminin uydusu ya da modemi bir türlü kendini toparlamaz.

Neden mi?
Çünkü sen fark edene kadar, senden HD parasını ya da yüksek MegaBit parasını alıp, sana düşük hizmet vermeye devam ederler. Böylelikle, bu servisi sağlayan ANA FİRMALARA daha düşük maliyette ödeme yaparlar. Ne zaman ki sen kontrolü elden bırakmayarak, bu kan emicileri ararsın, işte o zaman her şey stabil olur ve sanki ülkeyi kurtarıyor muşçasına seninle diyaloglara girerek bir de minnet beklerler.

Hadi sağlıcakla ve kontrollü kalın !
🙂

EVLATLARIMIZA NE BIRAKTIĞIMIZIN FARKINA VARALIM

Hepimiz bir karmaşanın içindeyiz sanki…

Allah sonumuzu hayır etsin !

Ben de dahil olmak üzere…

Bakıyorum da sosyal paylaşım sitelerinde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hadislerini değil de Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî nin sözlerini…

Fatih Sultan Mehmet’i değil de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü…

paylaşanlar bir birlerinden uzaklaşıyor.

Daha doğrusu, sanki “bir tarafmışız” gibi birbirimize doğru çekiliyoruz.

Atatürk’çüler bir tarafa, İslamcılar bir tarafa çekiliyormuş gibi bir ortam yaratılıyor.

Bir taraf diğer tarafa kin besleyerek büyüyor ve büyütülüyor.

Ve her nedense, birini paylaşıp yorumlayanlar; diğerlerini paylaşıp yorumlayanlar için hep zıt kesimlermiş gibi oluyor !

Bu duruma “kendimizi” bizlerin getirdiğinin farkında mıyız?

Böyle olunca da Atatürk’ü seven, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’i sevmiyor gibi mi algılanıyor?

Ya da Fatih Sultan Mehmet gerçeğini kabul etmiyor da sadece varsa yoksa (haşa) Atatürk mü diyoruz?

Bi kendimize gelelim ne olur !

ALLAH AŞKINA DİNİMİZİ ve GERÇEK TARİHİMİZİ UNUTMADAN SADECE CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM.

Evlatlarımız Atatürk’ü severken Fatih Sultan Mehmet’i unutmasın…

Mevlanayı okuyup sevgiyi öğrenirken, Allah peygamber aşkını yüreğinde hissetsin.

T.C. Vatandaşından Başbakanı’na

Ben 1974 doğumlu bir Türk vatandaşıyım.

Aynı zamanda bir babayım.

1995 ve 1999 genel seçimlerinde, seçme hakkım olmasına rağmen hiç bir siyasi görüş benimsemediğim ve “hepsi aynı bunların nasıl olsa” diye düşündüğüm için oy kullanmadım.

Özellikle sizin, belediye başkanlığı döneminizde İstanbul’a yapmış olduğunuz ve sadece bana göre değil, çoğunluğa göre inkâr edilemez olumlu hizmetlerinizden dolayı, “hele bu ADAM bir aday olsun Ülkenin başına, ben Onu seçerim” diye de kendimce bir yolum vardı. Çünkü ilerde doğacak çocuklarımızın geleceğini, genç, dinamik, ileri görüş sahibi, aklı başında bir lidere emanet etmek gibi bir de hayalim vardı.

Hatta sloganım bile vardı “Adam gibi ADAM Recep Tayyip ERDOĞAN”.

2002 seçimlerinde hayatımdaki ilk oyu kullandım ve çok uzun zamandır tek başına iktidar göremeyen memleketim, hem de benim oy verdiğim partinin tek başına yönetimine sunulmuştu.

Evet Başbakanım, oyumu size vermiştim.

Kazanmıştınız.

Mutluydum.

Bulunduğunuz İstanbul İl Başkanlık binası tam da evimin karşısındaydı ve evimin penceresinden sizin kutlamalarınıza çok geç saatlere kadar eşlik etmiştim.

Duruşunuz, hissiyatınız, kelimelere verdiğiniz ruh o kadar etkileyiciydi ki, hep şunu düşündüm… “Artık yabancı devlet başkanlarıyla boy ölçüşecek, boylu poslu, aklıselim ve aslan gibi bir liderimiz var.”

Biz vatandaş olarak ne düşünürüz bilir misin Başbakanım;

“bunların hepsi başa gelince değişiyor, bir haller oluyor” deriz.

Ve kafamda sadece tek soru işareti vardı.

“Düzenin mi adamı olacak, adam gibi düzen mi kuracak?”

Zaman ilerledikçe, tarafsız birçok insandan duyduklarım amiyane tabirle şu şekilde idi;

“ulan adama helal olsun, zamanında bir kitap fırlatıldı diye döviz aldı başını gitti bu memlekette… bir gecede zengin fakir olurken, fakir zengin oldu. Ama bak kaç senedir döviz aynı kaldı. Demek ki isteyince oluyormuş. Bravo Erdoğan’a”

Hakkınızdaki fikirler tam aleyhinize dönmeye başladığı günlerde de, öyle bir tablo çizdiniz ki; “pereze tüm Dünya’nın gözü önünde haddini bildiren, diz çöktüren, eyvallah etmeyen bir Başbakan” oldunuz.

Sizi takdir ettim… Sadece ben değil, tüm Ülke, tüm Dünya.

Başbakanım, siz güçlerin sizi idare etmesiyle değil, halktan aldığı güç ile hareket etmenizle nam salmıştınız gözümüzde ve Dünya’da.

Ama maalesef zaman ilerledikçe;

“ne yıllar içinde söyledikleriniz, ne yaptıklarınız, ne yapmaya çalıştıklarınız birbiriyle hiç bağdaşmadı”

Ya davanızdaki silah arkadaşlarınızı yanlış seçtiniz, ya da egolarınızın kurbanı oldunuz.

İktidar döneminiz içinde sergilediğiniz tutarsızlıklar, sizin döneminizdeki iki seçim zamanında (2007 – 2011) benden oy alamamanızı sağladı.

Daha önceki söylevlerinizde;

Önce “benim milletimin DİL’i tektir” dediniz

Sonra “ben ne tek DİL dedim, ne tek DİN dedim… hiçbir yerde benim böyle bir ifadem yok” dediniz.

Önce “biz şehit analarının tek damla gözyaşını hiçbir şeye değişmez ve teröristlerle müzakere etmeyiz” dediniz

Sonra “evet İmralı ile görüşüyoruz” dediniz

Önce “egemenlik milletindir” dediniz… sonra size “anamız ağlıyor” diye veryansın eden çiftçinize “ananı da al git” dediniz.

Türban bu ülkede sadece bir meseleydi, sayenizde olay oldu

Kürt açılımı adı altında bir gündem yarattınız, sonra adına barış süreci dediniz

Bebek katiline Sayın (!) ifadesini kullandınız ve aynı cümlenizde AZİZ ŞEHİTLERİMİZE “KELLE” demek gibi bir gaflette bulundunuz

Liselerde bekaret kontrolü çıkarttınız

Kürtaj diye bir gündem yarattınız

14 yaşındaki bu ülkenin kızına tecavüz edenlere, “kızın yaşı büyük gösteriyormuş” diyerek ceza verilmedi ve hiçbir vekil buna ses çıkarmadı.

Kadınlarımız yaratılan abuk subuk gündemlerle seks objesi haline geldi. Sessiz kaldınız.

Kadına şiddet yasası çıkarttınız ama mecliste, bizi temsil eden vekillerimizin, analarına bacılarına sövmelerine ses çıkarmadınız. Hala hepsi “Milletvekili adı altında” bizlerin maaşından kesilen vergilerle çalışmaya devam ediyor.

Milli bayramlarımızı hiçe saydınız ama başka ülkelerin her mutlu gününde yanındaydınız

Afyondaki cephanelik patladı diye gündem yaratıldı, sonuç hiçbir şekilde açıklanmadı

Uludere de, bu topraklarda insanlarımız öldü… Kaçakçı onlar ve yanlış istihbarat sonucu olay oluştu dendi ve hiç sonuç çıkmadı

Ergenekon soruşturması dediniz sonuçsuz kaldı, hala kimseye net bir cevap sunamadınız.

İbadet yeri camilerdir, cemevleri ucubedir dediniz ve mezhep çatışması başlattınız ama Alevi vatandaşlarımızdan da vergi alarak yine bu ülkenin imamının maaşını ödediniz.

Halkınızı, kendi kanallarınızda yaptığınız cazip yayınlarla bankalara borçlandırarak, ülkede bolluk var havası yarattınız. Bugün hangi vatandaşınıza sorsanız her kes borç batağında. Ben 12 yıl hizmet verdiğim iş yerinden haksız yere kovulup mahkemeye başvurdum ama hala bugün bile bir sonuç alamadım. Çünkü yargıya da müdahale ettiniz.

Ama bu son yaşananlar;

29 Mayıs 2013 – 01 Haziran 2013 Taksim Gezi Parkı Meydan Direnişi, halk tarafından, Ülke tarafından, Dünya tarafından hiç tasvip edilmedi, edilmeyecektir de.

Vatandaşa söylediğiniz,

“üç beş ağacın hesabını yapmasınlar”

“onlar yüz bin kişiyse ben oraya bir milyon yığarım”

AK Partili vekilin oğlunun, Türk Polisini sıraya dizip insanlık dışı azarlaması videolarla ifşa edildi, sesinizi çıkartmadınız.

Şimdi o Türk Polisi ile Vatandaşınızı karşı karşıya getirip, nefret duymalarını sağladınız.

Önceden “Polis İmdat” vardı artık “İmdat Polis” haline getirdiniz vatandaşı.

7 yaşındaki oğlum televizyonu izlerken, internette videoları görünce, polislerin kullandığı silahlı ve panzerli güç için sorular sorduğunda cevap verecek tek kelime bulamıyorum.

Toplumun huzurunu sağlayan polise, şu andaki gördükleri ile hayal ederek, güvenemeyeceğini bilmesi kadar kötü ne olabilir oğlumun geleceği için.

Muhalefete dahi söylemiş olsanız,

“2 ayyaşın çıkardığı kanun…”

“Talimat verdim, bırakın girsinler”

“2-3 çapulcunun lafına mı bakıcaz”

Cümleleri hiç hoş durmadı be başbakanım.

Yazık ettiniz memleketime de, vatandaşınıza da, kendinize de.

Şairin dediği gibi Başbakanım;

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan…”

Saygılarımla,

~S.Y~

İŞTE BÖYLEDİR SELİM’İN HİKAYESİ

İşte böyledir dostlar Selim’in hikayesi.
Hepinizin içinde bir Selim vardır ancak bunu açığa çıkarttığınızda oluşacak zorluklardan korkmanız, cesaretli olamamanızdır aslında sizi “alelade” yapan.
Gelecekte bir kaç sene adam yerine konulabilme ihtimali uğruna, bütün bir ömrünü kıç yalamayla, eyvallah çekmeyle geçirenlerden olmayın LÜTFEN!
Sevgiyle, saygıyla ve İSMİNİZLE anılmanız dileklerimle.

PARA MI? HAK VE ADALET Mİ?

Şirketin avukatı Halim bey aracılığı ile Kasım 2011 döneminin ilk haftasında Selim, koordinatör Taha bey tarafından fabrikaya davet edilir. Aslında bu davetin amacı, Selim’in şirkette çalıştığı 12 yıl boyunca edindiği bilgi ve yetkilerine istinaden, şu anki durumunda bu bilgileri şirkete zarar getirecek şekilde kullanıp kullanmayacağının tespitidir.

Selim’in Nisan 2011 den Kasım 2011 dönemine gelinen süreçte kaybedecek hiç bir şeyi kalmamıştır. Ailesi dağılmış, bankalara karşı çok ciddi borçlar altına girmiş ve uzun vadeli bir iş de henüz bulamadığı için bir türlü hayatını düzene sokamamıştır. Kerim’le girişmiş olduğu iş ortamından hiç bir gelir elde etmeden, sadece söz verdiği için 2 ay kadar çalışmış ve Eylül 2011 döneminde de oradaki iş birlikteliğine son vermiştir.

Taha bey konuşmasına başlarken;

– “Selimcim biliyorsun ki burası yönetim kurulu ile idare edilen bir şirket ve yaşadığın o talihsiz olayla ilgili sana bir haksızlık yapıldığının farkına vardık biz. Sen bizler için çok değerli bir çalışan ve arkadaştın. Bu şirkete vermiş olduğun emekler kesinlikle göz ardı edilemez. Eşinden boşanma durumunun da olduğunu ve ciddi bir borç yükü altına girdiğini öğrendim Halim beyden. Senden özür diliyoruz. Ben çok üzüldüm ve sana yardımcı olmak istiyorum. Bu konuyu, gerekirse sadece Ziya beyle paylaşarak sana maddi bir ödenek çıkartmak ve haklarını ödemek istiyorum” der.

Selim:

– “Taha bey yaklaşık 7 aydır yaşadıklarımı ve bizlere haksız yere yaşatılanları, sadece bu cümlelerle nasıl telafi edebilecek bu şirket. Elimize 3 kuruş para tutuşturup davalarımızı geri çekmemizi mi isteyecek?” der.

Taha bey;

– “Ben bu yardımı sadece sana yapmak istiyorum ve Ekrem bey ile Selçuk beyin haklarını hiç bir şekilde ödemem ben. Kayıtlar silinmiş Selimcim. Ve biz bunu tespit ettik. Ayrıca Anıl beyin de haklarını ödemiyoruz. Bu davranışı sadece senin emeklerinin karşılığı anlamında yapmak istiyoruz.” der.

Selim;

– “Taha bey Anıl’ın haklarını ödedi bu şirket ve siz bundan haberiniz olmadığını mı söylüyorsunuz.” diyerek Halim beye bakar.

Halim bey ve Taha bey Anıl’ın haklarını alarak şirketten çıkartıldığını kimsenin bilmediğini düşünerek susarlar ve şaşırırlar.

Taha bey;

– “Ha biz onu tekrar bir inceleyelim ama ödendiyse de benim bilgim yok” der ama Selim Taha beyin mimiklerinden bu görüşmenin sahte bir görüşme olduğunu anlar aslında.

– “Ne istediniz bizden be Taha bey. İnsan gibi el sıkışarak ayrılsaydık ve 12 yıllık emeklerimin karşılığını sıcak ve samimi bir el sıkışması ile noktalasaydık kim ne diyecekti? Bana yazık değil mi? Ailemi dağıttım yazık değil mi? 2 aydır kuru parkede yatıp kalkıyorum ve komşularımın yardımlarıyla yaşıyorum… yazık değil mi? Dostlarımın yapmadığını mal sahibim benden 2 aydır kira almayarak yapıyor. Böyle mi olması gerekiyordu? Faturalarımı ödemek için, telefonumu bilgisayarımı satmak zorunda kaldım. Bu mudur benim hak ettiğim?” diyerek ağlamaya başlar ve izin isteyerek ofisten ayrılmak ister Selim.

Taha bey;

– “Selimcim gerekirse sen iş bulana kadar faturalarını da öderiz biz” der ve Selim’de ipler kopar.

– “Taha bey; siz beni sanırım bu şirkete para dilenmeye gelen ve her geldiklerinde ‘Yasin beyin arkadaşı gelecek bi 150 TL. verelim, yok Ziya beyin eski bir arkadaşı gelecek 200 TL. verelim’ diye bana talimatlar verdiğiniz o soysuz açgözlü heriflerle karıştırdınız.” diyerek gözyaşlarını daha da bir akıtır. Bir an Taha beyin ofis kapısının önünde çöküp öylece kalır.

Ayağa kalkar ve kapıya yönelerek konuşmaya devam eder Selim;

– “Taha bey biz üç kişiyiz. Selçuk, Ekrem ve benim “İade-i İtibarımız” sağlanacak ve bu sağlanmadan, sizlerle hakkımız olan tazminat v.s. gibi konuları konuşmayı dahi istemiyorum. Davamız devam eder. Gerekirse 3-5 yıl sürer. Hakkımız ise paramızı zaten alırız, değilse de bu ayıpla yaşamayı biliriz biz. Ayrıca, Ekrem’in kayıtları gerçekten sildiğini ispat edin, sizdeki her türlü davamızı da alacağımızı da iptal edelim biz. Ben bu kadar güveniyorum dostlarıma. Kendinizce bir senaryo yazdınız ve insanların buna inanması için sindirme politikası uyguladınız ama yanlış insanlarla uğraştınız.” der.

Taha bey;

– “Sen Beyoğlu mağazada Ata beyle çok içli dışlı olmuştun. Biz senin güvenilirliğini sorgulamadık aslında, bir nevi sen kurunun yanında yandın” diye garip bir tabir kullanır.

Selim de;

– “Ben bu şirketin ne zaman gerçekten kurumsal olacağını sanıyorum biliyor musunuz Taha bey… Beyoğlu mağazayı Ata Hegomanyasından kurtarıp, gerçekten işleyen bir sistem getirirsiniz oraya, işte o zaman kurumsal olursunuz. Aksi halde yok olup gidecek bu şirket ve çok yazık olacak emeklere” diyerek ofisten ayrılır.

Halim bey, Selim’i bir evine gitmek için vasıta bulabileceği yere kadar götürmek ister ve Selim de kabul eder.

Arabayla giderken, Halim bey en acı verici cümleyi söyler;

– “Yahu dostum, inan ne diyeceğimi bilemiyorum. Böyle bir durum hiç olmamalıydı. Kendileri de yaptıklarına inanmıyorlar ama şu anda ne yapacaklarını da bilmiyorlar. Hatta bir ara Kamil bey bile demişti ki; ‘Ben bu çocukların tertemiz olduğuna inanıyorum. Zaten bu davadan alacakları para, eğer sonuçlanması için sabır gösterirlerse, fazlası ile onların hakkıdır.’ Şimdi ben bunların neyini savunayım be Selim kardeşim. Ama gel gör ki avukatlarıyım ve benim de işim bu.” der.

Selim zaten Taha beyden duyduklarından sonra iyice acı çekmektedir ama doğru olan neyse, süreç neyse devam etmelidir diye düşünür.

– “Halim abi, bundan dolayı sana ne ufacık bir tavrım ne de senle olan dostluğumu zedeleyecek bir düşünce içerisinde değilim. Sen işini yapıyorsun ve yapmalısın da. Allah büyük be abi. Ateş düştüğü yakıyor. Benim yaşadıklarıma sebep olanlara, inanıyorum ki Rabbim fazlasıyla yaşatacak bunları ve bakalım o zaman onlar da benim kadar güçlü olabilecek mi.” der.