mostbet az1 winlucky jetpin up casino gamepin up casino1win kz1win aviator1 win1 win az4r betmostbet kz1 winmosbetparimatch1win aviator4rabet india1vin1win casinopin up casino india1 winmosbet indiaonewinpin up azmostbet1win slotmostbet kzmosbet casinolucky jet1xbet lucky jetpinuplucky jetpin up indiamostbet1winmostbet casinomostbet kzaviatormosbet aviatormosbet casinopin up casinopin-up kzpin-up kzaviator4rabet bangladeshpin-up1win apostaparimatchlacky jetmostbet4rabet bangladeshmostbet casino
Hayallerimiz Gerçek Olsun ve Gerçeklerimiz Hiç Bir Zaman Düşlere Dönüşmesin

Her yaşta sayısız hayaller kurarız.
Bunların tamamı bireysel, ancak içeriğinde muhakkak çevresel bir ikinci kişiyi daha barındıran hayallerdir.
Çocukken büyümenin, büyüyünce iş hayatının, çalışırken yuva kurmanın, yuva kurunca bir evladın, evlat olunca onun geleceğinin…
Kısacası tüm hayallerimizin ana başlıkları beş maddeden ibaret bir döngüye benziyor.
***
Çocukla başlayan ve yine çocukla biten koca bir döngü.
Kendimize sağlıklı baktığımız takdirde de hepsi, ulaşılması kolay hayaller gibi görünüyor.
***
Bu koca döngüde, gerçekleşmesi için kurduğumuz hedef hayallerin peşinden giderken, seçtiğimiz kişiler ve aldığımız kararlar en önemli iki unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Büyüme çağında yetiştiğimiz aile ve arkadaş çevresi, iş hayatında aldığımız kararların bize ve çevremize olan maddi etkileri, yuva kurarken seçtiğimiz karşı cinsin yaşantımızda oluşturacağı tüm etkiler.
***
İşte bu etkiler bizi olumlu etkilediğinde, sorunsuz bir hedefe varış görünüyor ancak, olumsuz etkilediği ilk anda “keşke şimdi çocuk olsaydım…”, ikinci olarak ise bu döngüdeki geçmişte kalan en iyi zamanlarımız aklımıza gelerek keşkelerle dolu, “gerçekten düşe dönüşen” karamsar bir döngüye giriyoruz.
***
Bu kadar kolay yazıya dökülen, ancak bir o kadar da uygulaması sadece bizler tarafından zora sokulan hayallerimize, “kolay olmasa da ulaşılması mümkün” gözüyle bakmalıyız.
***
Geçmişte kalan düşlerimize değil, gerçekleştirmek üzere gelecekle ilgili kurduğumuz hayallerimize odaklanmalıyız.

Made in China? Made in P.R.C.?

“İlim Çin de bile olsa, onu gidip alınız…”
***
Binlerce yıl önce, Çin i anlatmışlar zaten.
***
Adamlar hakikaten, yılmadan usanmadan “dandik Çin malı” deyimini, şehir efsanesi haline getirdiler.
Kim ne derse desin, “Çin malı ne çakma, ne sahte” beyler bayanlar.
Dandik başladılar belki evet ama gelen taleplere göre, estetiği ve kaliteyi barem barem artırıp işlerine baktılar.
***
Bu Ülkenin ekonomik gücüne hiç bir güç dur diyemez artık.
Biz daha, “Made in China ile Made in P.R.C” yi tartışırken, adamlar aldı başını yürüdü.
Yakında Çin malları diye dalga dümen yaptığımız ürünlerin taklitlerini (!) en ünlü markalar piyasaya çıkarırsa hiç şaşırmam.
***
Helâl olsun adamlara.

BİR ÇİVİ BİR ÜLKE, BİR “NEFİS” İNSANLIĞI KURTARIR

Beyin erozyonu yaşıyoruz yıllardır.
Özellikle eğitimin, emek vermeden ve sadece parasını ödeyerek belgelendirildiği bir düzende yaşıyoruz.
Zaten tek bir kıvılcımla, “alev alacak düşünceler ortamında” evlatlar yetiştirmeye çalışıyoruz.
Kıvılcımın kaynağı ise, oturduğumuz yerden her türlü bilgiye bizi ulaştıran internet.
***
1990 ve sonrası doğan nesile, “hadi kütüphaneye gidip araştırma yap, raflarda kitap ara, konunun kaynağını sayfaları çevirerek araştır” desen de gösterecekleri kütüphane, ellerindeki teknolojik aletlerden girdikleri google üstad olacak.
Teknolojiyi o kadar abartıyoruz ki, yemek yerken, tuvaletteyken, otobüsteyken veya yolda yürürken (genellikle çok gereksiz ve istem dışı) kullanıyoruz.
Hatta  birbirimizle aynı ortamda beraberken bile, yüzümüze bakmadan avuçlarımızdaki teknolojik alete bakarak sohbet ediyoruz.
***
Yıl 2015 ve uzun zamandır İNSAN olduğumuzu unuttuk.
İNSAN haklarını unutup, Erkek ve Kadın olarak ikiye böldük yaşama haklarımızı.
Gerek görsel gerekse sosyal medyada öne çıkarılan her obje, kadın içerikli görseller olmaya başladı.
Bunun amacını, elinizdeki o teknolojik aletlerle google üstada sorun size söylesin !

Sırasıyla,
İnsan yazıp arama yapın.
Kadın yazıp arama yapın.
Erkek yazıp arama yapın.

En alttaki “ilgili aramalar” kısmında, her yaptığınız aramanın önerilen satırlarını okuduğunuzda, kadınlarımızın direkt “cinsel bir obje” olarak gösterildiğini ve daha çocuk yaştaki internet kullanıcılarının bilinçaltına, kadına bakışın o şekilde olacağını, bu durumun ise “gelecek nesil” dediğimiz kesime nasıl erozyonlar yaratacağını bir kez daha düşünün.
***
“Bir çivi…. bir Ülkeyi kurtarır” misali; çocuklarımıza, özellikle erkek evlâtlarımıza, öncelikle hepimizi doğuran kadın cinsine saygıyı ve ona vermesi gereken değeri öğretmemiz gerek.
Kız çocuklarımıza ise, kendi cinslerinin ne kadar kutsal olduklarını, bu kutsal değerlerini, unutulmaya yüz tutmuş toplumsal geleneklerimizden örnekler vererek, değersizleştirmemeleri gerektiğini öğretmemiz gerek.

AŞK

Aşk nedir?

Avuçların mı terliyor, kalbin mi tekliyor, sesin mi kısılıyor?

Bu aşk değil, hoşlanma.

Gözlerini ondan ayıramıyorsun, dokunmak istiyorsun, öyle mi?

Bu aşk değil, şehvet.

Onu herkese göstermek istiyorsun, aşkını haykırmak istiyorsun, öyle mi?

Bu aşk değil, gösteriş.

Onu istiyorsun çünkü yanında değil, öyle mi?

Bu aşk değil, zayıflık.

Sana aşkını itiraf ettiği için onunlasın?

Bu aşk değil, acıma.

Ona aitsin çünkü görünüşü seni cezbediyor, kalbini tekletiyor, öyle mi?

Bu aşk değil, vurulma.

Hatalarını görmezden geliyorsun çünkü onu önemsiyorsun, öyle mi?

Bu aşk değil arkadaşlık.

Ona, her gün, her an onu düşündüğünü mü söylüyorsun?

Bu aşk değil, yalan.

Sevdiğin her şeyi hatıra olsun, diye ona vermek mi istiyorsun?

Bu aşk değil, hayır işi.

AMA;

O ÜZGÜN OLDUĞUNDA KALBİN Mİ ACIYOR ?

İŞTE BU AŞK .

O İYİYKEN BİLE ONUN CANI YANAR , DİYE AĞLIYOR MUSUN ?

BU AŞK .

GÖZLERİ, KALBİNİ GERÇEKTEN VE GÖRÜYOR VE RUHUNU DERİNDEN İŞLİYOR MU ?

BU AŞK .

KÖR OLMUŞ BİR ŞEKİLDE , ACILAR İÇİNDE KIVRANIRKEN BİLE HÂLÂ ONUNLA MISIN ?

BU AŞK .

ONU HATALARIYLA KABUL EDİYORSUN , ÇÜNKÜ HATALARI DA ONDAN BİR PARÇA DİYE DÜŞÜNÜYORSUN , ÖYLE Mİ?

BU AŞK.

BAŞKALARINA DA İLGİ DUYUYORSUN AMA HER ŞEYİNLE , PİŞMAN OLMADAN ONUNLA MISIN ?

BU AŞK .

ONA KALBİNİ , HAYATINI , HATTA ÖLÜMÜNÜ BAĞIŞLAYABİLİR MİSİN ?

ŞİMDİ , GERÇEKTEN AŞIK MISIN ?

BİR KEZ DAHA DÜŞÜN.

SADECE ZAMAN

Yolun nereye gittiğini kim söyleyebilir
Günün nerede aktığını… sadece zaman
Senin sevgin büyürse kim söyleyebilir
Kalbinin seçtiğini… sadece zaman

Kim söyleyebilir kalbinin neden iç çekişlerini
Senin sevginin uçtuğunu… sadece zaman
Senin kalbinin niçin ağladığını kim söyleyebilir
Senin sevginin uçtuğunu… sadece zaman

Kim yolların ne zaman karşılaştığını söyleyebilir
Bu sevgi senin kalbinde olabilir
Günün, ne zaman uyuduğunu kim söyleyebilir
Gece, tüm kalbini tutarsa
Gece, tüm kalbini tutar

Senin sevgin büyürse kim söyleyebilir
Senin kalbinin seçtiğini…
– Sadece zaman –
Yolun nereye gittiğini kim söyleyebilir
Günün nerede aktığını… sadece zaman

Kim bilir? sadece zaman

KALMADI
Sevgi kalmadı ki kalbimde.
Eş, dost, sevgili, akraba, arkadaş…
Her giren bir parçasını kopardı yüreğimin.
Her biri, kendine bir parçayı aldı ve gitti.
Şimdi sadece sıramın gelmesini bekliyorum.
Ne büyük bir huzurdur bu.
Kendimle yalnız da olsam, huzurluyum.
Acıyan bir yerim ya yok, ya da acı;
…artık benim için yok!
Hissedemiyorum; ne sevgiyi, ne de acıyı…
Girseniz de yüreğime, girmeye gayret gösterseniz de…

…artık bende size verebilecek hiçbir şey kalmadı.
Bari bırakın da huzurum bana kalsın!

S.Y.


BEYAZ BİR SAYFADA SANA BAKMAK

Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla.
Uçak örneğin, uçurtma mesela.
Altına konabilir, bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın.

Veya şiir yazılabilir, süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.

Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir.
Senin dışında.
Güzelliğine benzetme bulmak zor.
Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden, bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor.
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin.
…ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim.
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam, toprağın güneşle konuşmasını, sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.

Sen bana ışık ver yeter, bende filiz çok.
Köklerim içimde gizlidir… gelen, giden, açan, soran bere budak yok.
Bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan”…
…kusura bakma sevgilim, heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok.

Yok…

Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz, katıksız bir yolcuyum.
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim, koynumda bir beyaz kağıt boşluğu…
…her şeyi anlattım !
Olan, olmayan, acıtan, sancıtan…
…bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları, bütün stabilize arkadaşlıklar…
…daha hızlı koşardım… sever adım gelirdim, gözlerinin mercan maviliğine !

Sana bakmak, suya bakmaktı.
Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı.

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız, kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvanlar değil tüccarlardır
Sen öyle göz
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken
Sana şiir yazmak ahmaklıktır !

Bir tek söz kalır dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar

Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz
Yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz

Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır, her şey olmaya hazır
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantıları reddedip
Bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak
Allah’a inanmaktır

~Yılmaz ERDOĞAN~

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalın ayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..

Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

”Sana ihtiyacım var, gel !” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..

Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş !
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

~Can YÜCEL~

SENİN YAŞIN AŞKA TUTMUYOR
Senin yaşın aşka tutmuyor…
hiç gelme ..
Bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
On santim daha uzasan, başın göğe çarpacak.
GÖĞsün diyordum, göğsünden söz etmiyordum.
Sen…
Sen ölmeden beş dakika önce düştün.
Mandallarından savrulup uçan beyaz bir gömlek gibi…
Havada uçarken ölüp savrulan beyaz bir kelebek gibi…
“Hay aksi” dengesini kaybeden bir cambaz gibi…
Virajı alamayıp, şarampole yuvarlanan arabalar gibi…
Yani aklıma ilk gelen bir şey gibi düştün !
Düşüşün bir rüyaydı,
Düşüşün yarım kalacak bir rüyaydı, gecelerden bir geceydi sadece…
Gecelerden bir gece aşkın üstüne yürüdün…
Delikanlı bir yanın vardır karanlıkta;
Şöyle sert, şöyle naif, şöyle öfkeli !
Senin yaşın aşka tutmuyorum çocuğum…
hiç gelme…
Açıkta kalırsın.

Aşk insanı acıktırır.
Aşk insanı bir ölüme susatırsa, aşk diye anılır
Senin mahallende aşk masallara giremez.
Masala giren aşk, çıkamaz o mahallelerden !
Masalların aşkına.., benim aşkıma..,
Allah aşkına..!
Senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme ..
Bana ayak bastığın gün,
Aşk herhangi bir gün olarak katılır haftaya.
Salı ile çarşamba arasında bir yere aşk,
Her koşulda eğlenceli;
Aşk, istedi mi sereserpe !
Yüzünde derin mi derin, kuşkulu, canavar bir gülümseme…
Yırtarsın, kapatırsın, vurur deviremezsin.

Sevgilim ..
Sen bu aşkta dolap çeviremezsin !
Açıkta kalırsın.
Aşk insanı acıktırır.
Aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır!
Yüzünde derin mi derin, kopkoyu, yapış yapış bir gülümseme ..
Senin Yaşın Aşka Tutmuyor Sevgilim

Lütfen Gelme!