mostbet az1 winlucky jetpin up casino gamepin up casino1win kz1win aviator1 win1 win az4r betmostbet kz1 winmosbetparimatch1win aviator4rabet india1vin1win casinopin up casino india1 winmosbet indiaonewinpin up azmostbet1win slotmostbet kzmosbet casinolucky jet1xbet lucky jetpinuplucky jetpin up indiamostbet1winmostbet casinomostbet kzaviatormosbet aviatormosbet casinopin up casinopin-up kzpin-up kzaviator4rabet bangladeshpin-up1win apostaparimatchlacky jetmostbet4rabet bangladeshmostbet casino
GÜNAH ÇIKARANLAR

Selim; Anıl ve Vahit’in sözlerine güvenerek Kerim’le iş yapmak adına vermiş olduğu güveni zedelemek istemez. Söz vermek, hiç bir şeye benzemez çünkü.
Hatta; “bu işi sizlerle yapmayacaksam gider taksicilik yaparım” diyen Anıl’ın şu anda taksicilik yapmadığı da ortadadır.
Bu süreçte Selim hakkında, haksızlıkla çıkartılmış olduğu şirketten tuhaf tuhaf dedikodular da yükselmeye devam etmektedir. Yani her ne hikmetse, hem de şirket patronlarından ATA bey halen daha Selim ile uğraşmaktadır. Bu tutumlar, artık Selim’in eşi ile arasındaki durumları da gerer ve boşanma işlemleri resmiyet kazanır.
Nisan 2011’den Temmuz 2011’e kadar Selim’i arayıp sormayan mesai arkadaşları, Selim’e yapılan kumpası son zamanlarda az-çok anlamış ve günah çıkartma bahanesi ile Selim’i dönem dönem aramışlardır ama Selim, o kadar doludur ki hepsine resmen siktiri çekmiştir.
Halbuki Selim çalıştığı dönem içerisinde, hiç bir şekilde koltuk kaygısı yapmadan, şirkette çalışan 50’nin üzerinde kişinin her türlü haklarını, gerek çalışanların birbirine karşı, gerekse de üst düzey yetkililere karşı korumuş ve gözetmiştir. Ama o mesai arkadaşlarının, Selim şirketten uzaklaştırıldıktan sonra uzun süre aramayıp da Selim’in aslında masumiyeti şirket içerisinde de şekillenmeye ve dillenmeye başladıktan sonra aramaları çok zoruna gitmiştir. Selim bu tür arkadaşlık ya da dostluk olacağına, hiç olmasın gözüyle bakmaktadır.
Ekrem ve Selim, Kerim ile birlikte çalışmaya başladıkları ilk iki gün boyunca, Selim’in evinde hem de hiç uyumadan, üç aşağı beş yukarı bir tablo oluştururlar ve bunun üzerinden gitmeye karar verirler. Bu pozitif sinerji belli bir süre devam eder. Hatta Selçuk bile Kerim ile birlikte çalışmaya başlar. Bu esnada, Vahit ile Selim zaman zaman telefonla görüşmektedirler.
Kerim de Vahit’le birlikte çalışmayı çok istemektedir. Vahit, işini layığı ile yapan çok düzgün ve hakkında olumlu şeyler söylendiğinde, cümlenin sonuna “ama” kelimesi konmayacak bir insandır. Zaten Selim, Ankara’ya kendisi ile görüşmeye gittiğinde, Vahit’in bir takım ciddi sorumlulukları sebebi ile bu iş kurma sürecinde, en azından belli bir süre uzak kalma sebeplerini de konuşmuşlardır.
Kerim Ağustos 2011 sonlarına doğru, Selim’in yanından Vahit’i arayarak bir görüşme yapmak ister ancak bu bir takım sebeplerden dolayı gerçekleşemez.
Artık; Vahit, Anıl ve Selim eski dostluklarını yitirmişlerdir.
Bu kabul edilse de edilmese de bu böyledir. Bu şirket, onların dostluklarına bile gölge düşürmüştür. Yazık olmuştur.
Kasım 2011 dönemine gelindiğinde, o malum şirketten genel koordinatör Taha bey görüşmek için Selim’i fabrikaya çağırır.
Selim için, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığını unutmuştur yalnız Taha bey.

YALAN DOSTLUKLAR

01 Haziran 2011 tarihinde gelen fesih ihbarına istinaden Selim, Ekrem, Vahit, Selçuk ve Anıl Selim’in evinde 03 Haziran 2011 tarihinde toplanırlar.
Bu tarih itibari ile Anıl’a henüz tebliğ edilen bir sonuç olmamıştır. Vahit de o şirketin Ankara Mağazasında bölge müdürü olarak görevini sürdürmektedir. Yani mağdur durumda olanlar, Selim, Selçuk ve Ekrem’dir.
Görüşmede konuşulanlar, Anıl ve Vahit de dahil olmak üzere bu beş kişiye ciddi haksızlık yapıldığı ve bunun hesabının sorulması yönündedir. Ayrıca daha o gün Anıl der ki;
– “Ben yaklaşık bir aydır, bu şirketin bayilerinden bir kaç firmayla konuştum. Bizlerin firma kurma girişimi olursa destek olacaklarını söyledi hepsi.” der.
Vahit de;
– “Selim abi o zaman ben de istifa edip ayrılayım. Firma kurup kendi işimizi yapmaya çalışalım o zaman. Zaten tüm patronlar biliyor ki; sen o şirkette olduğun müddetçe ben de çalışacaktım. Aksi halde bu şirkette durmamın hiç bir anlamı yok.” der.
Yaşanılan birliktelik en üst düzeydedir. Selim de bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Çünkü hem sorumlu olduğu bir ailesi ve hayatını sürdürebilmek için yapması gereken ödemeleri vardır. Kendisi, yaklaşık 6 ay kadar aç gezse de sorun yaşamayacağını düşünür ve bu fikrini paylaşır. İş kurmak hiç kolay değildir. Belki çok uzun bir süre ceplerine para koyamayacakları için her şeye hazırlıklı olmaları gerektiğini vurgular. Ta ki hukuksal süreci başlatıp, sonucunu aldıklarında; ancak maddi olarak rahatlayabileceklerini de sözlerine ekler.
Ortaklaşa çıkan karar;
“Sonucu ne olacaksa olsun önemli değil. Kişiliğimize karşı yapılanların yanında maddi kaybımızın ne önemi olabilir ki?”
Anıl’ın iş çevresi ve tecrübesi, Vahit’in proje yönetimi ve Türkiye genelindeki bağlantıları, Ekrem’in bilgi işlem konusundaki ustalığı, Selçuğun muhasebe konusundaki disiplinli ve dürüst çalışması ile Selim’in Yöneticilik vasıfları bir araya geldiğinde aslında olmayacak bir girişim değildir bu.
Anıl hemen işe koyulur ve belli firmalarla randevular ayarlar. 17 Haziran 2011 tarihine gelindiğinde, Selim, Ekrem ve Selçuk şirket hakkında Hukuki Süreci başlatmak için avukat tutarlar ve işe iade davası açarlar. Gelişen bu olaylara bir de Anıl’ın tüm haklarını şirketten alarak ayrıldığı haberi eklenir ve Anıl ile Vahit, iş kurma girişiminde ciddi anlamda geri adım atmaya başlarlar. Sanki şirketin kendisine tüm haklarını vermesi ile Anıl, şirkete karşı olan tavrından vazgeçmiştir.
Kendilerine tam anlamıyla hırsız damgası vuran bu şirketin tüm söylediklerini ve yaptıklarını, bir tazminat parasına sinesine mi çekmiştir Anıl.
Daha Selim o şirkette çalışırken, “sen yoksan ben de yokum abi” diyen Vahit ne olmuştur da iş kurma kararından vazgeçerek bu şirkette çalışmaya devam etme kararı almıştır.
Bu arada Selim’in evliliğinde de ciddi sorunlar başlamıştır ancak hiç bir şekilde bu durumu, iş arayışına ya da oğlunun annesine külfet yaratacak şekilde durumlara getirmemiştir. Zaten çok ciddi maddi sıkıntılar içerisinde bir de bu durumla psikolojik olarak uğraşmaktansa, boşanmanın özellikle oğulları için daha sağlıklı olacağını düşünerek eşiyle boşanma kararı almışlardır.
Selim, Vahit ve Anıl’la sürekli olarak iş kurma girişimleri konusunda konuşmak istemiş ancak her ikisi de belli bahaneler öne sürerek kaçmaya çalışmışlardır. Halbuki delikanlı gibi, dertleri neyse söylemeleri yeterlidir.
Selim, onca probleme rağmen yine de son bir kez görüşmek üzere 02 Temmuz 2011’de Ankara’ya Vahit’in yanına gitmeye karar verir. En azından olacaksa da olmayacaksa da yüz yüze görüşerek bu konuyu noktalamak ve artık önüne bakmak ister. Selim iki gün Vahit’in yanında kalır ve konuşurlar. Vahit biraz çekimser olmasına rağmen, iş yapabileceklerini de söyler. Yani ne hayır der, ne de evet der.
Selim Ankara’dan İstanbul’a döner dönmez otogardan Anıl ve Ekrem’i arayarak görüşmek ister. Şişli’de buluşurlar ve konuşurlar. Anıl;
– “Vahit istifa edip gelecekse okey, ben varım” der.
Selim, Vahit’in durumunun bir kaç ay muallakta olabileceğini ancak bizlerle çalışmayı kendisinin de çok istediğini anlatır Anıl’a. En başta olmasa bile oluşumun en geç 6.ayında aramıza kesinlikle katılacağından bahseder ki Vahit’le Ankara’da konuştukları da aynen bu şekildedir. İş yapacakları ve kendilerine sermayedar olacak kişi bile hazırdır aslında.
Çıkarıldıkları şirketin sözleşmesiz bayisi ve Ata beyin 25-30 yıllık aile dostu Kerim, kendisine de yapılanlardan dolayı bu arkadaş grubuyla iş yapmayı kabul etmiştir.
Anıl bu zeminin de hazır olduğunu duyduğunda nedendir bilinmez gene vazgeçmek ister. Garanti para taahhüdü olmadan Kerim ile çalışmak istemez. Bu taahhüdü de özellikle sözde Selim, Selçuk ve Ekrem adına istemektedir.
Selim için her şey basit ve açık olmalıdır. Kimse kimsenin arkasından düşünce içine girmesin diye görüşmeleri ayarlar. Kerim ile 07 Temmuz 2011 tarihinde bir görüşme ayarlar. Anıl, Ekrem, Selim ve Kerim görüşürler. Kerim bey Anıl’ın para taahhüdünü de kabul eder.
Artık hiç bir engel kalmamıştır iş yapmaları için. Yapılan görüşme el sıkışma ile sonuçlanmış ve hafta başı işe konulacak olmanın heyecanın ile Perpa’da Ekrem aracılığı ile ofis bile bakılmaya başlanmıştır.
Ancak o da ne?!?!?!?!
10 Temmuz 2011 Pazar gecesi, Selim Anıl’ı aradığında Anıl’ın verdiği cevap;
– “Abi ben yokum” olmuştur.
Selim yıkılmıştır. 2000 senesinin Mart ayında başlayan Anıl-Selim dostluğu bu sebepten dolayı zarar mı görecektir… Son mu bulacaktır…
Selim kendini toparlar ve Anıl’a;
– “Peki birader… Sizler varsınız ya da yoksunuz bilemem ama, ben ve Ekrem şu andan itibaren Kerim ile çalışmaya start verdik. Sizler olsaydınız Selçuk da bizimle beraber olacaktı ama şu anda Selçuk kardeşimize sağlanabilecek maddi bir olanak yok. İlerde işlerin durumuna göre inşallah onu da çağırırız… Bilginiz olsun” der.
Telefonu kapatır…
Sadece içinden geçen şudur;
“NEDEN YARI YOLDA BIRAKTINIZ BE BİRADER? BU SİZ OLAMAZSINIZ !”

İYİ NİYET DE BİR YERE KADAR

Selim, 12 senelik emeğinin sonucunun bu şekilde sonlanmamasını diliyor ve verdikleri yazılı savunmanın neticesinde tekrar işinin başına döneceğini düşünüyordu.

20 Mayıs 2011 Cuma sabahı telefonu çaldı. Arayan kişi İnsan Kaynakları Koordinatör yardımcısı ve aynı zamanda arkadaşı olan Mersu’ydu.

– “Selimcim bugün saat 14:00 gibi fabrikaya gelebilir misiniz? Ekrem, Selçuk ve seni bekliyoruz” der.

Selim “tamam” diyerek hazırlanmaya başladı. Diğer arkadaşlarına da haber verdi. Ancak enteresan bir durum vardı.

Anıl çağırılmamış mıydı? acaba diye düşündü Selim. Kendisi de Anıl’ı aramadı.

Saat 14:00’de Selim, Selçuk ve Ekrem fabrikaya varmışlardı. Mersu ile görüşmek üzere İnsan Kaynakları Departmanına doğru yürümeye başladılar. Fabrikada bir tane üst düzey yetkilinin arabası yoktu. Sanki hayalet fabrika olmuştu bir anda. Özellikle bu günü seçmişlerdi herhalde diye düşündü Selim. 19 Mayıs’tan bir sonraki gün, fabrikada kimse yokken tebliğde bulunacaklardı ki hiç bir yetkiliyle görüşülmesin. Ve özellikle Mersu’ya bu tebliğin yapılması için görev vermişlerdi ki Mersu Selim’in arkadaşıydı ve ona karşı öfkeli bir harekette bulunamazdı. Netice itibari ile Mersu biraz sıkıntılıydı ve nasıl söze başlayacağını bilemiyordu. Selim ona yardımcı olmak adına;

– “Evet Mersu, işten attılar mı? Kısaca onu söyle sen.” diyerek gülümsedi.

Mersu;

– “Eee.. evet Selimcim, iş akitleriniz fesih edildi ama bir de şöyle bir durum var.” dedi ve Taha beyi kastederek devam etti.

– “Sizin istifa dilekçelerinizi hazırladık biz. Sizi savcılığa şikayet edeceklermiş ama kendi isteğinizle istifa ederseniz, bu konuyu kapatalım diyorlar.”

Selim; Ekrem ve Selçuğa dönerek bakar ve sonrasında Mersu’ya dönerek;

– “Savcılığa vermezlerse adam değiller Mersu. Ulan bunlar ne kadar ahlaksız, haysiyetsiz insanlarmış be kardeşim. Ben 12 sene böyle adamlara emek verdiğim için utanıyorum. Yazıklar olsun.! Nasıl bir kumpastır ki bu, istifa ederseniz konuyu kapatalım diyebiliyorlar. Varsa bir suçumuz tabi ki verecekler savcılığa ama kendileri de bizlerin ne kadar dürüst ve düzgün olduğumuzu biliyorlar ki geri adım atmaya korkuyorlar. Hep yaptıkları gibi; çıkartmaya çalıştıkları insanı korkutmayla, sindirmeyle sonuca ulaşacaklarını sanıyorlar. Ama bu sefer yanlış insanları hedef aldılar. Ben onların bu senaryolarını bir taraflarına sokup, onları rezil etmezsem adam değilim. İyi niyet de bir yere kadar Mersu, bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim o halde.” diyerek kalkmaya çalışır.

Mersu;

– “Dur arkadaşım, sinirlenme. Biz arkadaşız. Otur bir çayımızı, kahvemizi iç.” der.

Selim;

– “Sadece bir şey sormak istiyorum Mersu. Anıl neden yok bugün? Halbuki dördümüz için de aynı sonuç olmalıydı.” diye sorar.

-“Anıl bey hakkında bir bilgim inan ki yok” der Mersu.

Selim de hafif bir tebessümle;

– “Anlaşıldı Mersu. Biz gidelim kardeşim. Şimdi sana düşeni sen yaptın. Yapacak bir şeyin yok başka, çünkü emir kulusun. Şimdi de bize düşeni artık biz yapalım.” diyerek fabrikadan Selçuk ve Ekrem’le beraber ayrılırlar.

Selim aynı günün akşamında, şirketin Yönetim Kurulu, İnsan Kaynakları, Genel Koordinatörlüğü ve İç Denetim Müdürlüklerine; Anıl, Selçuk ve Ekrem adına da olmak üzere bir mail gönderir.

Burada kısaca şunu belirtmiştir.

“Bizler hakkında bir an önce resmi yollardan karar ve sonucunuzu bildiriniz, çünkü bizler de konu ile ilgili yasal haklarımızı sonuna kadar kullanmak istiyoruz”

Selim 24 Mayıs 2011 Salı gününe kadar bir yanıt gelmeyince, Yönetim Kurulu Başkanlarından Yasin beyi telefon ile arayarak durumu anlatır. Yasin bey de maili gördüğünü ve göndermiş olduğu departmanlardan hangisinin cevap vereceğini kendisinin de merak ettiğini ve ayrıca konu ile ilgili kendisiyle konuşmayı istediğini de belirtir. Yasin bey o anda Bodrum’dan henüz döndüğünü ve kendisini yarın tekrar aramasını ister.

Selim bu görüşmeden sonra oldukça rahatlamıştır.

Yasin beyin söylediği gibi Selim ertesi gün arar ancak ulaşamaz. Asistanını ve şoförünü arayarak görüşme talebi ile ilgili bilgileri iletir. Ancak oradan da hafta sonuna kadar hiç ses çıkmaz.

Ne olmuştur acaba diye düşünür Selim. Yasin beyi de mi sindirerek Selim ile görüşmesine engel olunmuştur acaba?

Selim, 28 Mayıs 2011 tarihinde de bir nevi Yasin beyden icazet almak adına son bir mail gönderir. Çünkü artık yasal yollardan hakkını aramakta kararlıdır. Mailinde şunlar yazmaktadır;

– “Yasin bey, sizinle görüşme talebim olmuştu ancak yoğun iş programınız sebebi ile sanırım müsait olamadınız. 22 Nisan 2011 tarihinden bu yana tarafıma yapılan suçlamalara istinaden yazılı savunma vermeme, şahsıma ait telefonlarımdan tutun da şahsi özel bilgilerimin olduğu bilgisayar disklerimi dahi incelensin diye denetim müdürünüze teslim etmiş olmama rağmen, hiç bir yazılı sonuç şahsıma bildirilmediği gibi, bir de utanmadan koordinatörleriniz çok rahat bir şekilde; “siz istifa edin biz de bu konuyu kapatalım” diyebiliyorlar. Bu zamana kadar tarafıma hiç bir resmi bildirim yapılmadığı için sizi halen patronum olarak görmekteyim ve yasal hakkımı ararken 12 yıl emek verdiğim şirketinize her hangi bir gölge düşmesini istemiyorum”

Selim hala iyi niyet gösterirken, kendisine 01 Haziran 2011 tarihinde ve öğlen saatlerinde yazılı bir fesih ihbarı gelir. Ne savcılığa vermişlerdir, ne de haklarında bir mahkeme kararı yazısıdır bu. Basitçe, “iş aktiniz, patronunuz size işe gelmeyin dediği halde 27 Mart 2011 tarihinde işe geldiğiniz için fesh edilmiştir” yazmaktadır.

“DAĞ FARE DOĞURDU, BU KADAR TANTANA BUNUN İÇİN MİYDİ?” be kardeşim diye düşünür Selim.

Bilediği savaş baltalarını çıkartır ve bundan sonra yapacağı HAKLI MÜCADELESİ için START verir.

“HAYSİYET, ŞEREF, ONUR” NE KADAR?

16 Mayıs 2011 Pazartesi günü Selim’in telefonu çalar. Arayan kişi yarın fabrikaya gelmesini ister. Selim o günün geçmesini sabırsızlıkla beklemeye başlar. Sabah onun için çok zor olur. Nitekim aynı gün Anıl kendisini arar ve “beni de çağırdılar, sabah beraber gidelim fabrikaya” diyerek anlaşırlar.
17 Mayıs 2011 sabahı, Anıl Selim’i almaya gelir ve fabrikaya doğru yola çıkarlar.
Fabrikaya gelindiğinde bakılır ki Selçuk da gelmiştir. Bir tek Ekrem ve Vahit yoktur. Koordinatörlük odasında toplantı yapılmak üzere, Selim ve arkadaşları içeriye alınırlar.
Oooo o da ne?!… Tezgah çoktan kurulmuş ve ekip toplanmıştır. Tek yapmaları gereken kılıfına uygun hareketlerle bu çalışanları korkutmaktır.
O sırada odada; Genel Koordinatör Taha bey, Finansman Koordinatörü Kamil bey, İnsan Kaynakları Müdürü Hayrettin Bey, Genel Müdür Mehmet bey, İç Denetim Müdürü Tijen hanım ve Ata bey bulunmaktadır. Karşılarında da Selim, Anıl ve Selçuk vardır.
Yaklaşık 09:45 te başlayıp 11:15 e kadar süren bir görüşme yapılır. Asılsız iddialarla Selim ve diğer arkadaşlarının (onlara göre yandaşlarının) gözleri korkutulmak istenir. Hele konunun bir yerinde, Taha bey Selçuk’a dönerek der ki;
– “Selçuk bey siz Anıl beye küfürlü bir mail göndermişsiniz. Biz bunun, kaçırdığınız organize bir işten kaynaklandığını düşünüyoruz. Neden küfür ettiniz?”
Selçuk tam cevap verecekken, Selim gayet sakin ortaya laf atar:
– “O küfürlü maili ben gönderttim. Ancak sizler sürekli böyle aslını anlamadan ve kendiniz çalıp oynayarak mı sorgu yapacaksınız. Bir çok ithamınız hukuksal boyuttadır. En iyisi siz bize yazılı bir tutanak verin, bizler de savunma ifademizi yazalım.” der ve devam eder… “Ayrıca, Beyoğlu mağazanın sorumluluğunu vermiş olduğunuz ve yönetim kurulu üyesi sıfatındaki Ata bey’in tüm personeline karşı, ana avrat küfür hiç bir zaman ağzından eksik olmuyor. Patron çalışanına yapınca oluyor da, birbirleriyle sıkı arkadaş ve dost olan kişiler hem de apaçık ve sebebi belli olmasına rağmen küfürlü yazışınca, bu durum bu koca şirketin gündemi mi oluyor” diye sorar?
Her kes sus pus…!
Sadece Taha bey Ata beye bakarak;
– “Tabi o da etmemeli” diyebilir.
Komiktir hem de çok komiktir yapılan ithamlar.
Bu sefer Taha bey Anıl’a dönerek konuşmasına devam eder;
– “Anıl bey, Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Ziya beye daktilo ile yazılmış ve imzasız bir yazı gelmiştir. Bu yazıda, şirketimizin açık yapmış olduğu satışlardan dolayı sizin, Selim beyin ve depocu Serhat beyin menfaat sağladığı yazmaktadır. Bu konu hakkında ne diyorsunuz.”
Anıl;
– “Böyle bir şey yoktur. Ayrıca bu söylediğiniz şey, o mektubu yazanla aramızda hukuki süreç doğmasına sebeptir.” der.
Selim söze girer;
– “Açık satışlarla ilgili, size 21 Nisan 2011 tarihinde bir rapor sunmuştum. Kamil beyin odasında bunlara bakarken, ödeme, stok takibi ve Ata beyin şahsı ile ilgili yapmış olduğu açık satışların tamamının raporunu vermiştim. O zaman söyledikleriniz, -Selim bey çok anlaşılır bir rapor olmuş, ellerinize sağlık… Ben bizzat Ata beyle konuşup bu açık satış tahsilatının akıbetini de öğrenirim- ken, şimdi diyorsunuz ki şahsi menfaat elde etmişsiniz. Anlaşılmayan yerleri siz sorun ben cevaplayayım. O yazıyı gönderen ahlaksızların isimleri de sizde varsa onu alalım, ben şahsi olarak dava açmak isterim. Benim emeklerime kimse gölge düşüremez ” der.
Taha bey;
– “Tabi o isimler bende var. Gerek duyulursa veririm” der.
Selim o an anlar ki; böyle bir yazı aslında yoktur ya da varsa bile bu oda içindekilerden birisi yazarak gerçekten de Ziya beye göndermiştir.
Taha bey sonra Selim’e dönerek;
– “Selim bey, 27 Mart 2011 tarihinde ofise geldiğiniz doğru mu?”
Selim;
– “Taha bey geldiğimi zaten size 11 Nisan günü söylediğimi hatırlıyorum, ayrıca Kerim bey ve Nazlı hanımın da ofise geldiğini söylemiştim. Bunu iki ay geçtikten sonra mı soruyosunuz bana?” der.
Taha bey stres altında biraz da gergindir. Çünkü o ana kadar halen daha ne yapmak istediklerini ya da nereye varmak istediklerini kendileri de anlamamışlardır. Toplantı boyunca tek konuşan Taha beydir ve diğer üst düzey kişiler de her konuşulana sadece kafa sallıyarak ya da garip gözlerle bakarak eşlik etmektedirler. Aslında o şirketin avukatlarının da bu görüşmede bulunmaları gereklidir ancak her ne hikmetse çağırılmamışlardır.
Taha bey devam eder;
– “İşte Selim bey, o geldiğiniz 27 Mart 2011 günü Kerim beyden para almışsınız. Biz bunu tespit ettik.” der.
Selim gayet sakin;
– “Tespit edildiyse sorun yok ama ben o gün para alışverişi olduğunu hatırlamıyorum. Odama kamera konulmasını sırf böyle “dedikodu ya da ithamsal” olayları engellemek için ben istemiştim. İyi ki de istemişim. Görebilir miyim ben de?” der.
– “Tabi izleyelim beraber” derler.
Görüntüler izlenir ve o gün Kerim beyin ofis içerisinde para sayma hareketi yapmasının dışında bir izlenim yoktur. Selim sorar;
– “Para alma görüntüsü?!”
Taha bey;
– “Evet”
Selim tekrar;
– “Para aldığım görüntüyü görmek istiyorum!”
Taha bey “evet” der ve tam devam edecekken Kamil bey söze girer;
– “Bizim kanaatimiz o yönde Selim bey” der.
Selim hafif ve alaycı bir tebessümle;
– “Haaa… yani bu görüntüden sizin çıkardığınız anlam, Selim Kerim beyden para almıştır. Öyle mi?”
Taha bey;
-” Evet Selimcim. Öyle” der.
Kamil bey;
– “Senin para almadığına dair bizi ikna etmen lazım” der.
Selim;
– “Tamam. Almadım” der sadece. “Bu ikna edici olur mu?” der.
Taha beylerin hazırladıkları kılıf biraz dar gelmiştir ve yırtılmaya başlamıştır. Koca şirketin, buradaki 3 kişiyle bu şekilde uğraşmalarının altında başka bit yenikleri muhakkak vardır. Eğer çalışmak istemiyorsan, verirsin haklarını, ellerini sıkar ve verdikleri emeklerden dolayı teşekkür ederek yollarını ayırırsın. Böyle komik ve ucuz yolların sebebi muhakkak vardır diye düşünür Selim. Sonra Ekrem ile ilgili konuşur Taha bey.
– “Ekrem bey, kamera kayıtlarını neden silmiştir” diyerek Selim, Selçuk ve Anıl’a teker teker sorar.
Selim ithamlardan dolayı biraz da sinirli bir şekilde;
– “Tespit eden sizsiniz. Kayıtları geri getirebilirsiniz. Her şeyi silmiş bir bu görüntüyü mü bırakmış Ekrem. Komik olmayalım lütfen, siz bize yazılı tutanağı verin biz de cevaplayalım ve sonucuna bakalım lütfen” der.
Bu sırada Ekrem’de gelmiştir fabrikaya ve görüşme bitirilir. Tutanaklara yazılı savunma vermek için bir ofis alanı verilir kendilerine ve yazmaya başlarlar. Tutanak 4 sayfa ve 9 maddeden oluşmaktadır. Asılsız, ispatsız iddialar içermektedir. Selim çok ciddi bir şekilde yazmaya başlar, yaklaşık 1 saat içinde bitirir. Bu arada Ata bey, bulundukları ofis katına gelir ve Selim’e derki;
– “Kaç sayfa yazdın abi!” (Abi mi… patron Selim’e abi çekiyor… çok acı ve aciz bir durum)
Selim;
– “Yedi sayfa” der.
Ata bey biraz korkak ve gülerek;
– “Ben onlara dedim zaten, Selim’den 1 sayfa savunma beklemeyin. O içini döker şimdi dedim” der.
Selim düşünür ki;
Biraz önce Taha beyin yanındaydın ve bize o kadar suçlama yapıldı. Ağzını açmadın ki koltuğun sarsılmasın. Şimdi gelmiş bize mi yandaş oluyosun ey Ata efendi.
“SENİN HAYSİYETİN, ONURUN, ŞEREFİN NEREYE KADAR?” bilmiyorum ama, bizim ki,
“SONUNA KADAR…!”

BU İŞİN SONUNU GÖRMEDEN BIRAKMAM

Selim 22 Nisan 2011 Cuma akşamı, fabrikadan evine doğru giderken; Beyoğlu mağazadaki yardımcısı Selçuk ile bilgi işlem sorumlusu Ekrem’i arayarak;

– “Belki uzun süre yıllık izinde olucam, haberiniz olsun” der. Böyle demesinin sebebi, oradaki arkadaşlarının konuyu farklı algılaması amaçlıdır. Ancak Ekrem’den duydukları onu şok eder.

– “Abi ben ve Selçuk abiyi de izine çıkardılar”

Selim;

– “Nasıl yani birader, size de biz haber verene kadar izinlisiniz mi dediler”

Ekrem;

– “Evet abi aynen. Nerden bildin? Sana da aynısını dediler di mi? Yıllık izne çıkmıyosun aslında”

Selim;

– “Evet birader, Selçuk nerde şimdi? Onu ve Anıl’ı da alıp Galata’ya gelsenize. Konuşalım beraber”

Ekrem tamam der ve Selim eve gitmeyerek, Galata’ya gider.

Anıl, Selçuk, Ekrem ve Selim geç saatlere kadar oturup sohbet ederler. Yapılan bu durumu anlamaya çalışırlar. Ancak tek anladıkları şudur ki; kısa bir süre sonra Anıl ve Ankara Bölge Müdürlüğü yapan arkadaşları Vahit’in de sonu bu şirkette böyle sonlanabilirdi.

Tam bir hafta önce İstanbul’a gelen Vahit’le beraber Anıl, Ekrem, Selim ve Selçuk Florya’da buluşup sohbet etmişler ve Vahit, Selim’in fabrikada göreve başlatılmasının altında bir hinlik olduğunu düşünerek;

– “Abi bu işin altında bir bit yeniği var. Biliyorsun ki ben tekrar burada işe başlarken; eğer sen de buradaysan gelirim demiştim” der ve devam eder. “Sanırım bunların yapmak istediği sana karşı bir operasyon, gel bize de izin ver ve istifa edelim, kendi işimizi yapalım” der. Selim ise gayet safiyane bir tavırla;

– “Vahitcim şimdi hepimizin işi gücü var çok şükür, biz hepimiz alnı açık insanlarız. Bize karşı yapılacak bir sinsi operasyon varsa da ben bunun sonunu görmeden bırakmam. Eğer bize karşı haksız yere bir faaliyet oluştururlarsa, her şeyin olduğu gibi bunun da bir bedeli vardır ve onlar için çok ağır olur.” der.

Galata’da bulunan arkadaş topluluğu, 15 Nisan 2011 tarihinde Florya’da yapılan bu konuşulanları tekrar gözden geçirerek durum değerlendirmesi yaparlar. Vahit’i de telefonla arayarak durumdan haberdar ederler. Ama ortada henüz bir suçlama ya da yapılan bir haksızlık olmadığı için sadece izleyelim ve görelim derler. Ancak Anıl ve Vahit ısrarla, “neyi bekleyelim abi, istifa edip kendi işimizi kuralım işte” diyerek Selim’in bir an önce bir şeyler yapmasını isterler.

Selim sakin ve mantıklı hareket eden, ancak olumsuzluklarla ilgili durumları daha çok içinde yaşayıp çözüme ulaştığında dostlarıyla paylaşan bir yapıya sahiptir.

– “Sabredelim ve görelim bakalım. Bildiğiniz gibi halen daha bu firmanın sigortalı çalışanlarıyız. Şu anda yapacağımız mantık dışı her fevri hareket, haklıyken haksızlığa düşmemize sebep olabilir ki sanırım bizden bekledikleri bu süreçte budur. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar hakkımızda olumsuz hiç bir şey bulamayacakları için, onları taciz eden abukluklar yapmayalım. Ben kendimden çok eminim. Ve tabi ki sizlerden de eminim. Bizler şirketi 3.şahıslara karşı olumsuz duruma düşürecek hiç bir şey yapmadıktan sonra, kendimizden emin olduktan sonra, bu inceleme sürecinin bitiminde tekrar işimizin başına döneceğimizi biliyorum” der. Bu görüşmelerden sonra, en ufak bir gelişmede birbirlerini haberdar etmek üzere herkes evine gider.

Selim sadece izninin bitiminde işinin başına döneceğini söyleyecekleri haberi bekler.

03 Mayıs 2011 Salı gününe gelindiğinde; Selim çalışmış olduğu 12 yıl boyunca 5 iş gününü geçen bir yıllık izin hiç kullanmadığı için gerek ailesi, gerekse arkadaş çevresi durumunu merak edici sorular sorar ve Selim bunlardan rahatsızlık duyar. Taha beye bir mail gönderir ve ne zaman işinin başına döneceğini sorar. Taha bey ertesi gün Selim’e mail ile dönüş yapar ve Cuma günü haber vereceklerini söyler. Ancak 2 cuma haftası geçmesine rağmen kendisine dönüş yapılmaz. Bu süreçte, 09 Mayıs 2011 tarihinde de Anıl’ı süresiz izne gönderirler.

Selim, bu işin sonunun göründüğünü ve artık dönüşü olmayan bir olayın içine sürüklendiklerini fark ederek bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Ancak kendilerine resmi olarak tebliğ edilen hiç bir şey olmadığı için eli kolu bağlıdır.

Tek yaptığı sabretmek ve kendilerine gelecek olumlu ya da olumsuz bir haber neticesinde kullanmak üzere gömdüğü “Savaş Baltalarını Bileylemektir.”

HAK EDENE EMEK VERECEKSİN, HAK ETMEYENİN BAŞINI EZECEKSİN

Tarih 27 Mart 2011 Pazar – Yer Beyoğlu Mağaza – Saat : 09:00

Selim, Ocak 2011’de değişen şirket içi yeni sistemin getirdiği aksaklıklardan dolayı biriken evrak işlerini yapmak için, her pazar olduğu gibi yine işinin başına gelir. Aynı zamanda, Beyoğlu mağaza bilgi işlem sorumlusu Ekrem de mesai yapar ki bir aksaklık olması durumunda müdahale edebilsin. Çünkü pazartesi günü Şubat 2011 KDV Beyannamesinin son günüdür. Selim, ofiste yoğun bir şekilde çalışırken, bir yandan da yaptığı kayıtlar ile ilgili gerek ilgili personele, gerekse de üst yöneticilerine bilgi mailleri geçiyordu. Saat 16:30 olduğunda (hem de Pazar günü) bir başka çalışan Nazlı hanım şirkete gelir. Selim;

– “Hayırdır Nazlı hanım, pazar günü ne işiniz var şirkette” diye sorar. Nazlı hanım işten ayrılma kararı aldığını ve 4 gün sonra istifa edeceğini söyler. İşlerini toparlamak üzere de ofise geldiğini belirtir.

Selim şaşırmıştır ve sebebini sorar.

Nazlı çok mutaassıp ve dürüst bir çalışandır. İşe ihtiyacı olan bir arkadaştır ve istifa etmesinin çok önemli sebebi olmalıdır.Nazlı sadece “sıkıldım artık, burada dönen dolaplardan midem bulanıyor” der.

Selim uzatmaz.

Selim’in kafası karışmıştır biraz. Yaklaşık 8 saattir oturduğu yerden hiç kalkmadan iş yapmaktadır ve hava alma ihtiyacı hissederek, saat 17:00 civarında ofisten çıkar. Ekrem’e de 1 saate kadar gelirim diye bilgi verir.

Bu arada Beyoğlu mağaza, özel güvenlik tarafından da kontrol altındadır. Her türlü izinsiz giriş-çıkış yasaktır.

Saat 18:00 civarında Selim şirkete geri döner. Bir de bakar ki ofisinin içerisinde, şirketin sözleşmesiz bayilerinden olan bir firmanın sahibi Kerim bey oturmaktadır.

Kerim bey aynı zamanda Ata beyin 25-30 yıllık aile dostudur ve ofise girmesinde mani bulunmadığını düşünen güvenlik görevlisi tarafından içeri alınmıştır. Ayrıca Kerim bey de zaman içerisinde Selim’le arkadaşlık bağı kurmuştur ve samimiyetleri vardır.

Selim Kerim beye de sorar;

– “Hayırdır Kerim abi, hadi bizim işimiz var da senin tatil günü burada ne işin var”

Kerim bey streslidir ve sanki bir problem var diye düşünmektedir Selim.

– “Sen benim faturalarımı kesip ver de ben Nazlı hanımla işlerimi toparlayıp, size ödeme yapmak için hesabımı yapayım” der Kerim bey ve ödeme yapmak için cebinden çekle para çıkartmaya çalışarak devam eder;

– “Nazlı hanım ayrılıyormuş, doğru mu” der.

– “Evet ya, ben de şimdi öğrendim kendisi söyledi” der Selim ve devam eder;

– “Abi bugün pazar ve ödeme alamam, çeki yarın getirirsin parayı da bankaya yatırırsın” der.

Ve Selim anlar ki, ofise Kerim beyi Nazlı hanım çağırmıştır. Selim, faturalarını ve cari hesap durumunu verir ve Kerim bey Nazlı hanımın yanına gider.

Selim, Kerim odadan ayrıldıktan sonra aynı ofis içinde bulunan bilgi işlem sorumlusu Ekrem’e bakarak;

– “Ne oluyo lan!” der.

Ekrem her zamanki sakinliğiyle kendi kendine fısıldar;

– “http://inciswf.com/1286602117.swf

Ekrem, ileri görüşlü ve az ama doğru konuşan bir kişiliğe sahiptir.

Yani “Dost’tur ve ACI söyler”

Yaşanan her türlü entrikanın arasında, gece gündüz demeden emek veren Selim ve onun iyi niyetinden hiç bir kuşkusu olmayan dostlarını ileride bekleyen acı sürprizlerin belki de en basit anlatımıydı Ekrem’in söylediği.

Saat 19:00 gibi Nazlı hanım, saat 21:00 sularında da Ekrem ve Selim ofisten ayrılır.

Sonrasında gelişen olaylar;

31 Mart 2011 – Nazlı hanım istifa dahi etmeden işten ayrılır.

08 Nisan 2011 – Kerim beyin sözleşmesiz olan bayiliği iptal edilir ve ürün verilmemeye başlanır.

Ve…ve…ve…

Tarih 11 Nisan 2011 Pazartesi – Yer Beyoğlu Mağaza – Saat : 19:00

Beyoğlu mağazada mesai biteli yarım saat olmuştur.

Ata bey, Seril hanım, Selim ve Ekrem henüz çıkmamıştır ofisten. O da ne;

Koordinatör Taha bey, iç denetim müdürü Tijen hanım Beyoğlu mağazaya gelirler. Ata beyin odasına çıkarlar. Yarım saat sonra Selim’i de çağırırlar Ata beyin odasına. Taha bey sorar;

– “Nazlı hanımın işten neden ayrıldığını biliyor musunuz Selim bey…?” Selim, Nazlı’nın sıkıldığını ve bunaldığını söyleyerek istifa ettiğinden bahseder.

Taha bey;

– “Biz Nazlı hanımın bir müşteriden nakit para aldığını tespit ettik” der. Selim bu sırada Ata beyle göz göze gelir ve Ata bey kendine has üslubu ile kahkaha atarak;

– “hahaha!! Düşünebiliyo musun Selim, Nazlı yapmış…” der.

Selim şoktadır…

– “Taha bey emin miyiz bundan. Bahsi geçen kişi Nazlı çünkü” der. Yani Nazlı’dan böyle illegal bir hareket beklenemez bir durumdur. Seril hanım da konuşmaya ortak olur;

– “Ay evet Selim bey, ben de ilk duyduğumda şok oldum… Nazlı’yı ben de tanırım, çok hanım hanımcık, terbiyeli ve dürüst bir insandır” der.

Selim, Taha beye;

– “27 Mart 2011 Pazar günü ofiste ben çalışırken, akşama doğru Nazlı ile Kerim bey de gelmişti. Sebebi bu muydu yoksa” der. Bu işin içinde ciddi bir pislik var ama hayırlısı bakalım diye düşünür ve Ata beye dönerek;

– “Size, güvenlik elemanları bilgisini vermedi mi Ata bey, o gün ikisi de buradaydı” diye devam eder. Tekrar Taha beye dönerek;

– “Bu ciddi bir suçlama. Kanıt varsa hemen harekete geçelim bence. Savcılığa baş vuralım Nazlı hanım hakkında” der.

Biraz önce gürleyenler kediye dönmüştür.

Ata bey konuyu geçiştirir. Taha bey de konuyu geçiştirir. Selim’e dönerek Taha bey der ki;

– “Selimcim senin titiz çalışmalarından dolayı ben seni fabrikaya almak istiyorum. Orada denetim ekibine gerekli desteği vermeni istiyorum” der. 2 gün sonra Selim 13 Nisan 2011 tarihinde fabrikaya gidecektir. Bunun için Ata beyden de onay alınmıştır. Hatta Ata bey demiştir ki;

– “Selimcim tamam alsınlar seni fabrikaya… ama bakalım senin gibi bir çalışandan buraya kaç tane lazımmış görsünler”

Selim düşünür;

“Ulan size emek verenlerde kabahat be kardeşim… Hiç bir çalışanınızın emeğini hak etmiyorsunuz. Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz ama bunu bile beceremiyorsunuz… SIRF KENDİ KOLTUK KAYGILARINIZ UĞRUNA, ŞİRKETİ SÖMÜRÜYOR VE HER BİR ÇALIŞANIN HAKKINA GİRİYORSUNUZ… YAZIKLAR OLSUN SİZE”

(Bir sonraki yazımda, Selim’i 22 Nisan 2011 tarihinde evine doğru giderken bırakmıştık ya… oradan devam edeceğiz)

KIÇ YALAMADI, EYVALLAH ÇEKMEDİ (2)

23 Eylül 2010 vakasından sonra 24-25-26 Eylül 2010 tarihlerinde, fabrikadan Beyoğlu mağazaya işlerinin ehli yaklaşık 15 görevli personel gelir ve Noter huzurunda sayım yapılarak tespit raporu çıkarılmak istenir. İşlerinin ehli denen adamlar bu işi beceremezler ve Notere hiç bir değeri olmayan evraklar tasdik ettirilir. Selim ciddi bir risk alarak üst yönetime, 30 Eylül 2010 stok sayımları için gönüllü olduğunu belirten mail gönderir. Selim’in bu isteği önceleri kabul görmez ancak bu işi üstlenecek cesaretli bir başkası da çıkmayınca sayım görevi başından sonuna kadar Selim’e verilir. Genel stok durumu evrak üzerinde o kadar berbattır ki; her sayım döneminde stokların fiili sayım sonucu, en üst düzey yöneticilerin emri ile bilgi işlem departmanınca hesaba-kitaba uydurulmaktadır. Selim, Beyoğlu mağazanın stoklarının uzun vadede bu duruma gelmemesi için sayımdan 1 gün önce yapılacak iş akışını ve ekibini de belirten bir başka maili yönetime gönderir. Sayım, tam 1 hafta ancak raporlanması 30 gün sürer. Kayıtsal ve fiziki stok durumlarını rapor ederek, 12 Kasım 2010 tarihinde uzun bir rapor hazırlar Selim. Bu raporların doğrultusunda, fabrika lojistik grubu baştan aşağı değişime uğrar. Çalınan, kırılan, unutulan her şey bu rapordadır.

Aynı dönemlerde Ata beyin kız kardeşi Seril hanım da Beyoğlu mağazada cari hesapların takibi konusunda Selim ile birlikte ciddi mesai harcamaktadır. Cari hesaplarda yer alan ve kendisine pazarlama koordinatörü tarafından yanlışlıkla gönderilen finansman koordinatörü Kamil beyin cari hesap durumu Seril hanımın dikkatini çeker. Selim’den bu hesabı incelemesini ister. Selim, entrikalarla dolu bir üçgenin içerisine girmiştir.

Ata bey, Seril hanım ve Fabrika üçgeni.

Selim’in kendisine verilen her işe bakışı titiz, araştırmacı ve dobra olmaktadır. Hiç bir yönetici Selim’e sen ne yaptığını sanıyorsun diyememektedir. Selim çünkü sadece verilen görevleri yapmaktadır.

Bu şekilde yılbaşına kadar gelinir ve koca şirketin tüm bilgisayar sistemi, hiç bir test aşamasından geçmeden değişikliğe uğrar. Bu durum, işleri biraz karmaşık hale getirse de Selim işlerini sağlam yapmakla takdir gören bir çalışandır ve her işini aynı zamanda excel ortamında da kayıt altına almaktadır. Hatta sistemdeki problemlerden dolayı Şubat 2011 sonuna kadar tüm beyannameler, excel ortamında hazırlanan dökümlerden yola çıkılarak hazırlanır. Bu esnada biriken işler sebebi ile Selim, zaten geceleri yaptığı mesailere hafta sonlarını da ekler.

27 Mart 2011 Pazar da öyle bir gündür….

Ama ne gündür…!

KIÇ YALAMADI, EYVALLAH ÇEKMEDİ (1)

23 Eylül 2010 günü yaşanan olayların ardından, fabrikadan Taha bey ve Kamil bey apar topar akşam saat 20:00 sularında Beyoğlu mağazaya gelirler. Ata bey gelmemiştir. Konu ile ilgisi bulunan kişileri, öncelikle kendileri sorgularlar. Ata beyin 2.kattaki ofisine çıkarlar ve kapıyı kapatarak önce Selim ve Anıl ile konuşurlar. Bu sırada depocu Ozan ile yardımcısı Serhat ofis dışında sorguyu beklemektedir.

Selim tüm sorgu esnasında odadadır.

Ozan’a Taha beyin söyledikleri, sorgudan güdümlü bilgi amaçlıdır. Taha bey Ozan’a soru sormaz, sadece istediklerini TALEP EDER. Taha bey der ki;

– “Ozan, biz seni uzun zamandır izliyorduk. Bugün fark ettik ki sen bir hırsızsın. Sana, istersem buraya polisleri çağırarak dövdürtüp zarar verebilirim. İstersem hapse attırabilirim. Ama sana bir şans verelim biz. Şimdi karakola gidelim ve sen şu şekilde ifade ver. Biz de senden şikayetçi olmayalım.

Etik Mutfak adındaki firma bu malları benden istedi ben de gönderdim de.”

Ozan bu söylenenlerin ardından şöyle der;

– “Ben illegal hiç bir şey yapmadım, sadece bana söylenenleri ve işimi yaptım”

Selim ciddi anlamda düşünmeye başlar.

“Nasıl yani !” “Neler oluyor bu şirkette !”

Sonra Selim düşünür.

* Beyoğlu mağazanın hiç bir stok sayımına muhasebe müdürü olmasına rağmen, Ata bey tarafından Selim hiç dahil edilmemiş ve koca mağazanın stokları her 3 ayda bir yapılan sayımlarda 2 saat gibi kısa sürede bitirilmişti.

* Her sayım zamanı, Ata bey Ozan’a bir çok ithal ürünü sayıma dahil etmemesi emrini vermiş, bir takım ithal ürünleri Ata bey kendi evine demo amaçlı aldığı halde geri getirmemiş ve sonrasında patronu olduğu kendi firmasına para karşılığı iade etmiş.

* Şubat 2010 – Nisan 2010 dönemlerinde, Ata beyin evinde yapılan inşaat sırasındaki bir çok şahsi giderin şirket giderlerine yazdırılmasını Selim, Taha beye rapor ettiği halde aradan geçen 5-6 aya rağmen Ata beyin borcuna bu tutarlar yazılmamıştır.

* Hatta Ata beyin evine yaptırmış olduğu asansörün bedelinin dahi, şirkete eş zamanlı yaptırılan ve neden yaptırıldığına anlam verilemeyen asansör faturasına dahil edilmesi de cabasıydı. Halbuki Taha bey, Selim’e bu rapordan sonra bir an evvel bu tutarların Ata beyin borcuna yazılmasını ama kendisinden onay beklemesini söylemişti.

Ve işte Selim; Ozan’ın yargılandığı o odada bunları düşünerek o sırada karar verir. O gece Ata beyin özel giderlerini Ağustos 2010 KDV beyannamesine dahil etmek için faturasını keser. Ertesi gün Ağustos 2010 KDV beyannamesi verileceği için de bu işlemin geriye dönüşü olmayacaktır.

Ozan’ın karakol sorgusu tam 2 gece 2 gün sürer. Akabinde şikayetçi olanlar birbirinden olur ve iş hukuğa intikal eder. Dava, halen daha devam etmektedir. Ozan hırsızsa neden içeri atılmamıştır. ?!?!?!?!

SOYGUNA DUR DEMİŞTİ

Gel zaman git zaman, şirket menfaatine aykırı her türlü harekete asice baş kaldıran Selim, hem istenmeyen adam, hem de o “şirkette olması gereken” ADAM konumuna gelmişti.

Şirketin menfaatlerini sadece rakiplere ve 3.şahıslara karşı korumuyor, birbirlerinden habersiz kendilerine maddi kaynak sağlamaya çalışan patronlarını da usulünce birbirlerine ifşa ediyordu. Aslında Selim, bu tür durumlara hiç karışmasa ve sadece aldığı maaşa bakıp işine devam etse, herkes mesut herkes mutlu olacaktı.

Ama unutulan şuydu. Ata beyin personeline karşı takındığı küstahça hareketler, Selim’in hiç hoşuna gitmiyordu. Bir kaç kez Selim’e karşı da bu tutumu sergilemeye çalışmış ama duvara çarpmıştı. Daha sonra da Selim’e “Doğrucu Davut” mantığı ile yaklaşmaya başlamıştı. Selim bir çok kez, Ata beyin özel harcamalarını kendisine getirip, şirket gideriymiş gibi göstermesine ve bu giderlerin parasını şirket kasasından istemesine karşı. manidar sözler sarf etmişti. Ata bey de kimi giderlerini “haa… onu atlamışım pardon, onu benim borcuma yaz” diyerek durumu kurtarmaya çalışmıştı. Halbuki patron Ata idi ve ne derse o olmalıydı. Ancak kazın ayağı öyle değildi bu şirkette. Bu şirket, sözde kurumsal (!) bir aile şirketiydi ve ciddi bir iç çekişme yaşanmaktaydı aile bireyleri arasında. Ata’nın adamları, Yasin’in adamları ve Ziya’nın adamları olarak bir çok çalışan, bu isimlerin kıçlarını yalayarak, şakşakçılığını yaparak maaş alıyorlardı. Hatta Taha’nın adamı olursan, daha da sırtın yere gelmezdi bu şirkette. Evet evet, Taha bey bu şirkette genel koordinatör olmasına karşın her şeyin başıydı. Ne de olsa tüm patronları elinde tutan tek adamdı. Taha beyin, aynı sektörde faaliyet gösteren abisinin bir şirketi vardı. Abisinin şirketinden, bu şirkete fason işler yapan bir başka şirkete hammadde sağlanıyor ve fason iş yapan şirket hiç bir inceleme altına girmeden ödeme alıyor, işleri ağır aksak yapıyor ya da mükerrer bir çok fatura kesiyordu. Tüm bunlar Selim’in dönem içerisinde tanık olduğu ve ifşa ettiği konulardı. Bu durum diğer patronlar tarafından da biliniyor ancak ses çıkarılmıyordu. Ne de olsa illegal yollardan herkesin cebi doluyor ve alan memnun satan memnundu. Sadece Selim bu duruma üzülüyor ve stresli yaşantısında, bunlara göz yumduğunu düşünerek kendini yiyip bitiriyordu. Halbuki her şey bir yap-bozun parçasıydı. Selim bunları birleştirmekle kendi sonunu hazırladığının farkına varamamıştı.

Eylül 2010 tarihine gelindiğinde, Beyoğlu’ndaki mağazanın depocusunun sözde hırsızlık yaptığı ortaya çıkartılmıştı. Ortaya çıkararak kendisine sorumluluk anlamında yandaş arayan kişi ise, Beyoğlu mağazanın müdürü Anıl’dı. Anıl aynı zamanda Selim’in eski kapatılan şirketten de 10 yıllık kadim dostuydu. Olayın yaşandığı 23 Eylül 2010 günü, Selim tarafından Ata bey konudan haberdar edilmek için arandı ancak Ata bey “Taha beye haber verin” dedi. Bu sefer de Selim, Taha beyi arayarak konuyu aktardı ve depocu iş çıkışı evine gönderilmeyerek polise teslim edilmek üzere karakola gidilecek diye görüşüldü. Bu konunun ortaya çıkması ile Selim’in yaptığı raporlama sonucunda depocunun yaklaşık 70 bin Avro gibi bir soygun yaptığı anlaşılmıştı.

Artık Selim bir kahraman mıydı? Belki de öyleydi ama kime göre?

Peki Selim şirket içi bir vurgunu mu önledi? Evet ama geçmişten o zamana kadar yaptıkları soygunlar yanlarına kar kaldı.

Kimin mi kar kaldı?

Tabi ki “Günah Keçisi” depocunun değil !

Evet bildiniz… ATA BEY’İN…!

ÇÜNKÜ

Selim’i şimdilik 22 Nisan 2011 akşamı evinin yolunu tutarken bırakalım ve evine doğru giderken kendisini bekleyen inanılmaz sürprizi de ayrıca anlatacağımı söyleyerek biraz heyecan katayım.

Selim’in, denetim ve izin senaryolarıyla 12 sene gece-gündüz emek verdiği işinden uzaklaştırılmasının, genel koordinatör Taha beyle şirket ortaklarından Ata beyin bir takım karşılıklı ve kişisel maddi menfaatleri uğruna, tabi ki kılıfına uydurmaya çalıştıkları bir takım sebepleri vardı. Şirkette söz sahibi 2 büyük ortak daha vardı. Bunlardan en büyüğü Ziya bey, onun kardeşi Yasin bey ve yeğenleri Ata bey.

Ata bey, bu şirketi atağa kaldırma sürecinde, 1995 senesi Ocak ayında fabrika çıkışı aracına kamyon çarpması sonucu vefat eden Gündoğan beyin de tek oğludur. Ata beyin yaşam tarzı, babasının vefatından sonra inanılmaz bir şekilde değişiklik göstermiştir. Daha hür, daha bencil, daha küstah bir tutum içerisinde ailenin yaramaz çocuğu olarak tüm çevresince etiketlenmiştir. Böyle bir şahsiyetin, Beyoğlu’nda bulunan şirketin pazarlama firmasının başına, 2004 senesinde sırf mecbur kalındığı için getirilmesi, bu bölgede “Ata Hegomanyasının” da başlangıcı olmuştur. Ata bey Selim’i 1999 senesinden itibaren bir çalışanı olarak sadece tanımış, ancak meziyetlerinin farkına 2004 senesi sonlarında varmıştır. 1999 senesinden 2004 senesi Ekim ayına kadar, bu şirketin bir pazarlama firmasında şirket müdürü ve muhasebe müdürü olarak çalışan Selim’le beraber diğer çalışan 6 kişiyi de işten çıkarmak için çalıştığı şirketi tasfiye sürecine sokmuşlardır. Bu süreçte de bu çalışanları, Beyoğlu’nda yaklaşık 50 kişinin çalışmış olduğu ana firmanın binasına (bir nevi) refüze etmişlerdir. 2005 Şubat dönemine kadar Selim dahil toplam 7 kişinden sadece 3 kişiyi şirket bünyesinde tutup diğer 4 kişiyi işten çıkartmışlardır. O dönem ana şirketin muhasebesinde zaten yeterli kadro olduğu için, Selim’in tecrübeli olduğu ve gerçekten çok çok iyi yaptığı raporlama, muhasebe ve idari konuların hiç birinde yetkisi ve iç güveysi gibi şirkete gidip-gelerek maaş almaktan başka hiç bir işi kalmamıştır. Bu durum Selim’in canını oldukça sıkmış ve fabrikada genel koordinatör Taha beyle görüşmek için 2005 Şubat sonunda randevu talep etmiştir. Taha beyle yaptığı görüşme sonucunda, Taha bey böyle bir çalışanın bu şirkete her zaman faydası olur mantığı ile Selim’i resmen kandırmıştır. Çünkü Selim demiştir ki;

– “Taha bey ben bu şirkette 6 seneyi aşkın bir süredir çalışmaktayım ancak son 4 aydır aldığım maaşı hak etmiyorum ve istifa etmek istiyorum. Sizden ricam sadece tazminatımı vermeniz ve bu alacağımdan son 4 aylık maaşımı kesmenizdir”

Böyle bir görüşme Taha beyi etkilemiş ve Selim’e biraz sabır göstermesini rica etmiştir. 1-2 ay içerisinde kendisini fabrika muhasebeye ya da kendisine yardımcı olarak alacağının garantisini vermiştir. Selim de “ya sabır” diyerek iç güveysi olmaya belli bir süre devam etmiştir. Ancak aradan daha 1 ay geçmemiştir ki Ata bey Selim’e;

– “Selimcim sen burada kalıyorsun. Artık Beyoğlu’ndaki şirketimizin muhasebe konusundaki tek yetkilisi sensin. Biz buradaki muhasebeden sorumlu diğer arkadaşı fabrikaya gönderiyoruz.” demiştir. Ve eklemiştir;

– “Bu arkadaşı şimdilik fabrikaya gönderiyoruz ama onu işten çıkartmak için böyle bir görev değişikliği yapıyoruz” demiştir. Selim, aynı zamanda arkadaşı olan bu çalışana yapılanlar karşısında çok da fazla seçeneği olmadığını anlamış ve sessiz kalmıştır. Ancak kendisine söz vermiştir;

“Bu şirkette, elimden geliyor ve yetkilerimi aşmıyorsa, eğer adaleti eşit dağıtmazsam, aldığım maaş bana haram olsun.”

Geçen süreç içerisinde Selim, Ata beyin özel harcamalarını şirket harcamalarıymış gibi göstererek bir nevi zimmetine para geçirdiğini fark etmiş ve bunu ilk fark ettiği anda genel koordinatörü Taha beye rapor vermiştir. Bu tarihler 2006 Mart dönemine rastlamaktadır. Ancak Taha bey, bu raporlamaları önüne getirmeden önce, yani para alışverişi gerçekleşmeden önce durumu kendisine söylemesi gerektiğini Selim’e belirtmiş, tehditkar söylev ve davranışlarda bulunarak, “bu işlere bulaşma” imajı vermiştir. Durumdan gerçekten rahatsız olan Selim, bir gece Taha beyi özel cebinden arayarak istifa etmek istediğini, bu şartlar ve baskı altında çalışmak istemediğini, göz yumduğu konulara karşı ciddi rahatsızlık duyduğunu dile getirmiştir. Aynı zamanda Selim, Ata beye de şirketten şahsı için çekmiş olduğu paralardan dolayı Taha beyle sürekli gerilim yaşadığını dile getirmiştir. Ortada bir danışıklı dövüş olduğu için tabi ki Taha bey yine Selim’i kandırarak, Selim’ciğim bildiğin gibi ben de fabrikada çok baskı altındayım ve tüm yönetim kurulundan sorumluyum. Bilgim dışında para alışverişi olduğunda çok ciddi sıkıntılar yaşıyorum. Tehditkar davranışlarım için sen benim kusuruma bakma, ben senin bir abinim, sana söylediklerimi söylememişim varsayalım. Sen orada Ata’nın deli hareketler yapmasını engelle, benim oradaki gözüm-kulağım ol demiştir. Selim bu görüşmeyi aynı zamanda kayıt altına almıştır.

Geçen gün Selim’e sordum :

– “Sen yaz, karışma bende” dedi.